Zevkiselim 30

Zevkiselim

 

İstanbul’a yolumun düştüğü ilk günden beri yoğun bir gürültü kirliliği bir yerden bir yere giderkenki ulaşım çilemi çekilmez hâle getiriyor. Her köşe başında iğrenç tabelalarıyla irili ufaklı dükkânlar, hiçbir düzen içermeyen ve en muhteşem bir manzarayı kat kat yükselerek kesen-biçen-doğrayan binâlar âdeta üzerime hücum ediyor. Kimi zaman durduğum yerde yoruluyorum, nefesimin daraldığı oluyor. Hayri İrdal’ın ifâdesiyle “hiçbir şeyin üzerinde duramayan, ancak zarûrî bir şekilde iş yaparken veyâ şikâyet ederken mesut olan” insanlardan değilim. Bu satırları yazarken mesut değilim. Bundan dolayı bu bahsi uzatıp ağzından tükürükler saçarak mahalle kültürü konusunda nutuk irâd edenler, TOKİ eleştirileriyle “şehir felsefesi” yaptığını sananlar, kısacası meseleyi kendi bağlamında ve derinlikli olarak ele almayanlar korosuna katkı sunmak niyetinde değilim.

Her şeye rağmen heyecanla İstanbul sokaklarını adımlıyorum.

*

Fâtih civârında bir müddet dolaştıktan ve -kadere bakın ki-“Mahalle-Yeni Bir Paradigma Mümkün mü?” başlığı altında yapılan bir yuvarlak masa toplantısından büyük bir sıkıntı ile ayrılıp Şehzâde Camii’ne hayran kalarak bir ikindi şükrünü edâ ettikten sonra ağır aksak Beyazıt’a uzandım. Niyetim daha önce bir iki sefer içinden hızlıca geçtiğim sahaflar çarşısına biraz vakit ayırmak, müstesnâ kitapların hangi raflarda olduğunu zihnime kazımaktı. Yararını görmüşlüğüm vardır, şöyle bir bakarak geçtiğim kitapçılarda gördüğüm bâzı kitaplar vardır ki okumalarım bana o kitapların durduğu rafları hatırlatır. İhtiyaç duyduğumda elimle koymuş gibi aradığım kitabı gider alırım.

Tabii daha önceki hızlı geçişlerimde hayretle fark etmiştim ki binbir güzel hikâyesini duyduğum sahaflar çarşısı baskın olarak test kitaplarının satıldığı bir mekân hâline gelmiş. Niyetimi evvelce beyân ettim: Belki üç beş değerli kitaba dokunur belki de tüccarların arasında dertli bir sahafa gözüm ilişir. Böyle düşünerek ilerlerken iştahımı kabartan ciltli kitapların olduğu, eski dergilerin istif edildiği bir köşeye vardım. Girişte, kapının üzerinde küçük bir levha var: “Karadeniz”.

Epey bir süre kitapları inceledikten sonra, kitabevindeki test kitaplarının azlığından cesâret alarak “bu hâl nedir” diye sordum. “Ne değişti?” Adını hatırlamamam benim ayıbım, beyefendi “zaman değişti, beklentiler değişti” dedi. Tam da bu esnâda, muhtemelen üniversite öğrencisi başörtülü bir kız içeriye bir iki adım atıp “oha çok güzel kokuyor” deyip gülerek gerisin geri dışarıda gülüşen arkadaşlarının yanına çıktı. Beyefendi “işte” dedi ve ekledi “insan değişti”. “Milyonlarca öğrencinin test kitapları peşinde koştuğu bir zamanda falan kitabı belki de hiç gelmeyecek olan bir mütehassıs için kenarda tutmak kimseye mâkul gelmiyor.” Otuz yıldır bu işin içinde olduğunu belirttikten sonra başladı anlatmaya: “Bu kitabevinin ilk sâhibi Ekrem Karadeniz.” Arkaya doğru uzanıp kalın, yeşil renkte bir kitaba işâret etti: “Türk Mûsikîsinin Nazariye ve Esasları”. Sonra hızlıca hakkındaki bilgilere göz atınca öğrendim ki Ekrem Karadeniz, 1904 Rize doğumlu. Tekel Genel Müdürlüğü’nde müfettişlik görevinden emekli olduktan sonra 1944’ten ölüm tarihi olan 1981’e kadar vaktini bu kitabevinde değerlendirmiş. 12 yaşından îtibâren de müzik üzerine çalışmalarını sürdürmüş. Beyefendi bu bilgileri kendi eleğinden geçirerek verdikten sonra oğul Karadeniz’e geçti. Onun da süreli yayınlar üzerine olan ihtisâsından söz etti: “Hangi dergi ne zaman çıkmıştır, kimler çıkarmıştır, kaç sayı çıkmıştır bilirdi.” Bunu bilen araştırmacıların yolu dediğine göre bu kitabevine düşermiş. Beni esas etkileyen hatta şaşırtan ise beyefendinin, herhangi bir yazma telâşesi olmaksızın okuyan insanlardan bahsetmesi oldu: “Bu kitabevlerine hiçbir yerde yazmayan, yazmak gibi bir meselesi dahi olmayan insanlar gelirdi. Bir kitabı arar, bulur, sindirerek okur ve sonra o kitabın kendisini gönderdiği bir başka kitabın peşine düşer… Böyle böyle deryâ olmuş bilen ve bildiğiyle yaşayıp giden insanlar vardı.” Bu sözleri duyunca irkildim. Çünkü “yazma telâşesinin uzağında bilginin peşine düşen ve bildiğiyle sessiz sedâsız yaşayıp giden” insan tipini düşünemedim. Düşünebildiğim kadarıyla da bu insan tipi beni utandırdı. Bir tarafımla onlara imrenirken bir tarafımla da kendimden utandım.

Bu işten bir beklentisi olmadığını, belli bir süre sonunda bir sonraki tâliplisine işi devredeceğini belirttikten sonra muhabbetin konusu değişti.

Hüseyin Câhit Yalçın’ın anıları, Türk Dili Dergisi’nin “Mektup Özel Sayısı” gibi kitap ve dergileri görüp yaklaştığım rafta elime Yusuf Ziyâ Ortaç’ın -yazdığı portreleri topladığı- “Bir Varmış Bir Yokmuş” adlı kitabı geldi. Kitabın kapağını beğendim. “‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün yeni baskısına köklü bir yayınevinin saatlerin olduğu alelâde bir fotoğraf koyarak hazırladığı kapağa bir de şu kapağa bakın” diye gösterdiğimde “çok normal” karşılığını aldım. “Çünkü” dedi “o zamanlarda Münif Fehim gibi özel kitap kapağı resimleri yapan ressamlar vardır”. Kitabın kapağını açınca gördüm ki elimdeki kitabın kapak resmini Yalçın Çetin, kitaptaki portreleri de Münif Fehim yapmış. İç çektim. Bugün bir şair, yazar için –eğer çoksatar bir yazar değilse- kitabının basılması kendi başına bir lütuf niteliği taşıyor. Bu bağlamda, günümüzün maddi şartları yayıncı ve yazar tarafından kabul edilmiş vaziyettedir dersek ileri gitmiş sayılmayız. Belki de mevcut işleyişin gerektirdikleri ve birtakım maddi imkânsızlıklar belirli noktalardaki(selim bir zevk sâhibi olmamak gibi) sefâletimizi perdeleme işlevi görüyordur.

*

Bugün(16.9.2017) bütün yaşadıklarım, hissetiklerim bana selim bir zevkin çok ama çok uzağında olduğumuzu düşündürüyor. İlişki biçimlerimizden varlığı algılayışımıza, îmar anlayışımızdan tefekkür biçimlerimize kadar bünyemize sirâyet etmiş olan bir zevkiselim yoksulluğu…

*

13 Ekim 2017: Üçüncü Millî Kültür Şûrâsı Üzerine

20 Ekim 2017: Kanlı Eşik: Kültürel İktidar

| metin için kullanılan resim Peyami Gürel’e aittir

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. HAZIRKITA'nın genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz

    1 Yorum