Şehit Oğulları Truva Atına Biner mi?                18

Şehit Oğulları Truva Atına Biner mi?               

 

Türkiye kendisine dayatılmış olan “sınır”ların ötesinde düşünmeye yazgılıdır. Bunun içindir ki Türkiye’nin “kendi asli mecrası”na dönüp dönemeyeceğinin sorgusu –içeride ve dışarıda– derinden derine yapılıyor. 15 Temmuz 2016 bu yazgının bizi büsbütün kuşattığı tarih oldu.

Küçüğüz, haytayız ve sorumluluklarımızı üstlenmek istemiyoruz belki. Olabilir. Tarihin bir milleti zorladığı zamanlar vardır.

Cumhuriyet tarihinin en önemli kırılma noktalarından birinin eşiğindeyiz.

Yenilgiden kafamızı kaldırıp bir rahat nefes alabilecek miyiz, düşünüyoruz. Düşünmekle kalmıyor, ölüyoruz. Varımızı yoğumuzu ortaya koyuyoruz.

Hal böyleyken “vatan savaşı veriyoruz” diyen bir avuç şarlatanın koşulsuz itaat çağrıları kulaklarımızı tırmalıyor. Bakıyorsunuz yüz binlerce insanın ölümünde vebali olan –utanmadan bir de “aslan” diyerek– Esad’la görüşüyorlar, bakıyorsunuz gidip Rus istihbaratçılarının önünde diz çökerek sözde “milli hükümet” çağrılarında bulunuyorlar.

Diğer taraftan da Batı’nın çocukları, FETÖ, PKK, DHKP-C vb. terör örgütü mensuplarının ve bu yapılarla iltisakı olanların (siyasetçi, gazeteci, akademisyen, aktivist vs.) salıverilmesinde “birlik olmamız gereken” bugünler için büyük fayda görüyorlar.

Özetle bilcümle gavurlar ve gavur tıynetliler “şehit oğulları”ndan atalarını incitmelerini bekliyor.

Dikkat edin, “ordu” bu bağlamda gerçekleştirilen tartışmalarda ilk konu başlığını oluşturuyor. Orduya yönelen en ufak eleştiride hedef tahtasına oturtuluyorsunuz. Çünkü Cumhuriyet kurulurken kanının son damlasına kadar cephelerde savaşanların, yani şehit olanların, yani şehit oğullarının kanlarını yerde bırakarak, mezarlarını çiğneyerek çevrilen numara yeniden çevrilmek isteniyor.

Şehit oğullarına deniyor ki “Kemalist devrimi vatan savaşında tahkim edeceğiz”.

Millet de lisanı hal ile diyor ki “biz o cephede savaşmıyoruz”. “Biz Hicaz’da, Yemen’de, Çanakkale’de ne için savaştıysak Afrin’de de onun için savaşıyoruz”.

*

Keşke savaşı birilerinin iddia ettiği gibi sadece “dışarıda” veriyor olsaydık.

Hariçteki her düşmanın, adı Abdullah, Fetullah, Doğu, Kemal, İsmet, Süleyman olan ve aramızda yaşayan, “senin benim gibi” yiyen içen dostları oluyor. Böyleleri birer “Truva atı” olarak siyasetimizde, akademimizde, sanatımızda söz alıyorlar. Varsa, aramızdaki kan bağlarından güç alıyorlar. Zaman ve mekân bu tiplerin sözünü itibar edilir hale getirecek şekilde tanzim ediliyor.

İçeride cereyan eden çarpışmanın dışarıda, dışarıda yürüttüğümüz savaşın içeride bir karşılığı var. Bu toprakları kanıyla sulayan dedelerimizin yegâne amacı Allah’a layıkıyla kulluk edebilecekleri bir toprak parçasına “namahrem eli”ni değdirmemekti. Bu, Türkiye’nin “asli mecra”sıdır. Öyleyse, bugün şehit düşenleri de evvelkiler gibi rahmetle anarak onların bize miras bıraktıkları değerlere binaen soralım: Cumhuriyet kurulurken düştüğümüz hataya bugün de düşecek miyiz? Düşmana kurşun sıkarken dost bildiklerimizin hançerini bugün de yiyecek miyiz? Hepimizi içine çeken kof milliyetçiliğin ve post Kemalist militarizmin rüzgarında yaprak misali oradan oraya savrulmaya devam edecek miyiz? Batı’nın ve Doğu’nun illetlerine hayran olan köksüz-vatansız-haysiyetsiz İslam düşmanlarının ekmeklerine yağ sürecek miyiz?

Bugünün manzarası şudur: Şehit oğullarından ataları gibi şehit olmaları bekleniyor. Ama devlet aklını tesis etmeyi şehit oğullarına yakıştıramayan “Truva atları”nın şehadetimize bir değer atfettikleri yok.

Not: Annemin durumunu öğrenmek için gelen, arayan, soran büyüklerimden, dostlarımdan Allah razı olsun. Bir umudu diri tutmanın ne anlama geldiğini yeni yeni anlıyorum. Dualarınızı eksik etmeyin.

| metin için kullanılan fotoğraf Selçuk Azmanoğlu‘na aittir

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz