Merhabalâl’in Düşündürdükleri 30

Merhabalâl’in Düşündürdükleri

 

Enes “Merhabalâl” şiirini okumuş. Bugün yaptığı kaydı dinlediğimde aklıma kitap taslağının ilk şiirini yâni Merhabalâl’i okuduğum gün geldi. Şiiri o vakit kendisinden dinlemiş değildim. Bugün paylaştığı ses kaydını dinleyince gördüm ki şiirini tam da mısraları okurken zihnimde duyduğum ses ile okumuş. Enes’in tâbir câizse  esriyen bir sesi var. Şiirlerini kendine has bir vecd hâlinde okuyor. Şiirlerindeki en sert dokunuşları bile sesinde kırılgan bir form kazanıyor. Geçenlerde Cummings’in “i carry your heart” şiirini dinledikten sonra kendisine yazmıştım: “Dinlediğimde şiirde hissettiğim müzik, senin iyi şiirlerinde duyduğum müzikle akrabaymış gibi geldi”. Cummings’in şiirlerine kendi dilinde nüfuz edebilmiş olsam sözünü ettiğim ses akrabalığını temellendirebilecek bazı örnekler bulabileceğimi tahmin ediyorum. Bu, şu an için mümkün değil.

Ses üzerinden duruyorum çünkü önemli buluyorum ses meselesini. Dilini bilmediğimiz bir şairin sadece sesine kulak vererek nasıl bir damar yakaladığını hissedebiliriz. Dilini biliyorsak şairin, ses daha başka ipuçları da sunar bize. Kimi zaman şairin sesi şiirin bizdeki karşılığını öldürür. Kimi zaman da fark ederiz ki şairinin sesi şiirinden çok daha derin. Böyle durumlarda karşımızdakinin kalemi eline aldığında sesindeki kıvâmı yakalayamamış bir yarım şaire dönüşüyor olma ihtimalini düşünürüz.

Özetle şiir, şairin sesinde kâğıtta durduğu gibi durmaz.

*

Merhabalâl’i okuduğum vakit şairine kısa bir değerlendirme (15 Nisan 2017) yazmıştım. Şiirin kaydını dinleyince hatırladım ve açtım okudum. Şiire bir selâm mâhiyeti taşıması bakımından paylaşmakta yarar görüyorum.

*

önce kayıt

*

güya
ilkgençlikkitabına birkaç acul yorum
bir deste malumatfuruşluk yapacaktım
merhabalâl’de
sıhhiye köprüsünün altında
zamanı ıslak bir ceket gibi kapı arkasına asan
bekleyen, bekleyen, bekleyen
garipler gibi kalakaldım
senin kalpyorumlarının müşerrihi olmak lâl’e kalsın
yazdıklarım sana, türk şiirine ve dahi
büyülüsözlermeryem’ine şiirağacımın
bir teşehhüt miktarı “merhaba” kabul edilirse
mutlu olacağım.

Şiirde dikkat çeken ifade biçimleri var: “Felsefe bir Yunan köylüsüdür, cami çıkışlarını bekler” gibi. “Maaşı vardır disiplin kurallarının” gibi. “Çeksin tarih kameralarıyla bütün olanları:/Dolapları özlem doldurduk, kutulara keder koyduk, külahları kan katladık” gibi.

Soyut ve somut olanın arasında geçişken bir dil kullanılmış, Endülüs imgesinde açılan şiir Ankara gecesinde bitiyor. Tarih dersinde kafesini açan soluk şehzade, kutulara koyulmuş keder vb. mısralarda görülen dil dikkati şiirin salt gerçekliğe teslim olmasının önüne geçiyor. Jöleli saçlarıyla okulu asan çift arabesk abiler vb. mısraların da şiirin sıradan gerçeklikle irtibatını tesis eder bir mahiyet taşıdığı söylenebilir.

İlk bölümle (yani “ay gelir hilâl bekler/ben de; seni severim” ile biten bölüm) şiirin devamı arasındaki geçiş belirgin değil. Devamındaki bireysel tarihin bu ilk bölüme nereden eklemlendiğine dair ipuçlarını göremedim.

Geçişken dil, tavırda da kendisini gösteriyor. Mesela, başkaldırı ve teslimiyet ardısıra geliyor: Beni sedyesine sadık kadavra sanmasın/Kimyasal tanrımız bilim/Kutu kutu ilaç yazsalar nolacak!/Süzeceğim elbet ruhumdan sıcak deli balı/Boşuna/Yara bantları, sargı bezleri, sert tamponlar/Derine- daha derine- bir şeyler koyarım/Seni severim. Mesela, seni severim bir teklife kapı aralıyor ve “Sevelim mi kendimizi” sorusuna dönüşüyor. Burada aşkın boyutlarının da bir alana hapsedilmediğini görüyoruz: Aşk gelsin soframızda tuz olsun, yatağımıza şerbet olsun/Sevmek soluksuz yaşanır; ölüme anlatılsın/Derilecek tende biten otları sevdanın

Hem bir modernite eleştirisi [Kimyasal tanrımız bilim/Kutu kutu ilaç yazsalar nolacak! & Egemen makineleri, paket aşkları, kargolanmış sevgiyi bir kenara] hem de modernizmin hastalıklarıyla mâlûl bireyin kendi geçmişini deşerek ve muhâtabıyla eksiklerini ikmal ederek [Boşuna/Yara bantları, sargı bezleri, sert tamponlar/Derine- daha derine- bir şeyler koyarım/Seni severim] kendini sağaltma çabası göze çarpıyor.

| metin için kullanılan resim Juan Gris‘e aittir

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz