Daha Fazla Genel
Kültürel İlişkiler Ağı 46

Kültürel İlişkiler Ağı

 

Mâlik bin Nebî bir yazısında, Fransızca yazdığı bir eserin Arapça’ya çevrilmesi ve Arap ülkelerinde dağıtıma girmesi için girdiği arayışı ve bu arayışının nasıl sonuçsuz kaldığını anlatır. Anlatır ve bu durumdan yola çıkarak bir de çıkarımda bulunur: “Yaşadığım tecrübe, İslâm ülkelerinde kültürel hayatla ilgili net bir aksaklığı ve bazı temel şartların oluşması gereğini yansıtıyordu. Örneğin bu ülkelerde fikirlerin yaşayabilmesi için gerekli kültürel ilişkiler ağı mevcut değildi.” Yazının devâmında Eski Ahit’in basım projesinin nasıl uluslararası bir ilişkiler ağında, farklı ülkelerden dağıtımcı, yayımcı, bilim adamları organizasyonu içerisinde gerçekleştiğini örnek olarak sunar. Önemli bir noktaya işâret etmektedir Mâlik bin Nebî: “İslâm toplumunda kültürel ilişkiler ağı henüz oluşmamıştır.”

*

“Kültürel ilişkiler ağı”nı geçelim, biz henüz Mâlik bin Nebî’nin eserlerini bir yayınevinden ve ehil çevirmenlerin süzgecinden geçmiş bir şekilde derli toplu okuma imkânından dahi mahrumuz. Çünkü meselenin bu tarafı da yerel düzeyde bir “kültürel ilişkiler ağı” gerektiriyor. Çok satmayacağını tahmin etmenin zor olmadığı bir yazarın kitaplarını basmak isteyecek bir yayınevini, telif-yayım-dağıtım noktasında çıkabilecek sorunları göğüslemeye hazır bir finansörü/yayımcıyı, Mâlik bin Nebî’nin eserlerini tetkik ederek titiz bir çeviri işine -belki de gönüllü olarak- girmeyi kabul edecek ehil çevirmen kadrosunu bir araya getirecek olan niyet nerede?

*

Üniversite bir ya da ikideyim.(2011-2012) Edebiyat Ortamı dergisine gidip geliyorum. Heyecanla okumalar yapıyorum. Büyük bir iştahla, o konudan bu konuya atlayarak, okumalar yapıyorum. Mısır’dan, İran’a, Tunus’tan Somali’ye kadar târihten gelen bağlarımız olan coğrafyaya dâir neler bulabileceğimi yokluyorum. Gönlüm istiyor ki bu coğrafyayı sâdece kitaplardan, belgesellerden tanımayayım. Yine gönlüm istiyor ki, maddî imkânım el versin, o toprakları adım adım dolaşayım ve her birinde sesime karşılık bulabileceğim insanlar olsun. O insanlarla irtibâtım hiç kopmasın. Olmadı. Ama bir heyecan konuyu şâir Mustafa Aydoğan’a açıyorum. Sâfiyâne, çocukça iç döküyorum: Neden meselâ Mısır’ın, Tunus’un hemhâl olabileceğimiz edebiyatçılarıyla irtibat kurmuyoruz? Bunun için yoklayabileceğimiz kapılar yok mudur? Nasıl ki biz Ankara’da dergilerin istif edildiği daracık bir odada o coğrafyanın derdiyle dertleniyor sorunları üzerine kafa yoruyoruz, eminim oralarda da -köşede bucakta- bizim derdimizle dertlenen, sorunlarımız üzerine kafa yoran şâirler, yazarlar vardır. Söyleşiler, dosyalar yapılır, gereken çeviriler yapılır ve biz de böylece belirli eleklerden geçtikten sonra bize sunulan [paket yazın adamları]nın hâricinde bir ses duyabiliriz. Mustafa Aydoğan Hoca söylediklerimi sonuna kadar dinledikten sonra tek bir cümle sarf etmişti: “Biz oralardan birileriyle irtibâta geçsek, karşımıza oraların küçük iskender’ini çıkarırlar.

*

Bir ağıt yakma niyetinde değilim. Kaldı ki yazının başında atıfta bulunduğum yazısında Mâlik bin Nebî İkinci Dünya Savaşı’nın Fransa’da ve Cezayir’de meydana getirdiği değişiklikler üzerinden dikkate değer bir örnek daha verir. Savaşın ilk aşamasının sonuçlarından biri Cezayir’deki Yahudilerin siyâsî statülerinin değişmesidir. 1940 yılında Üçüncü Cumhuriyet yıkılmıştır ve Fransa’da Yahudi politikasını Hitler’in belirlediği şekilde uygulayacak bir yönetim tesis edilmiştir.  Yeni hükümet eğitim sisteminin değişik aşamalarında Yahudilere karşı sert yasaları yürürlüğe sokar. Mâlik bin Nebî; Yahudilerin, çocuklarının cehâlet tehlikesiyle karşı karşıya kalmaları üzerine Fransız hükümetinin uygulamalarını kınayan makaleler yazmakla, ateşli nutuklar atacakları toplantılar tertip etmekle uğraşmak yerine çocukları eğitmek için “gönüllü öğretmenlik” uygulaması başlattıklarını anlatır.

Dolayısıyla biliyorum, vakit ne birilerini olandan sorumlu tutup “keşke”leri çoğaltma ne de yürekleri derinden sarsacak bir ağıda eşlik ederek yerinde sayma vaktidir. Tamam, yerimizde saymayalım, hamâsî nutuklarla belediye etkinliklerinde vakit öldürmeyelim ama doğru ağıdı doğru yerde yakmanın bize sahih bir istikamet vereceğini de hatırda tutalım. Yanlış ağıtları yanlış yerlerde yaktık. Mustafa Aydoğan’ın verdiği cevâbı Mâlik bin Nebî’nin yoksun olduğumuzu ifâde ettiği “kültürel ilişkiler ağı” vurgusuna ekliyorum ve yürürlükte olan ilişkiler ağının sığ taraflarından arınarak yeni, temiz, tâze bir atılıma kendimizi hazırlamanın öncelikli vazîfemiz olduğuna inanıyorum.

| metin için kullanılan resim Tülay Aydoğan’a aittir

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. HAZIRKITA'nın genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz