Daha Fazla Başyazı,Sinema
Arayış: Ele Geçirilemeyen Topraklar 22

Arayış: Ele Geçirilemeyen Topraklar

 

Çeçen ve Dağıstan mücahitlerine derin şükran ve saygılarımla…

T he Search filmi hakkında yorum faslına geçmeden önce Kuzey Kafkasya halkları hakkında kısa bir bilgi vermeyi yararlı görüyorum. Çeçenistan ve Dağıstan halkı yaklaşık 500 yıldır bir özgürlük mücadelesi veriyor. 16. yy. dan beri Rusların saldırılarına karşı direnen halk, gerilla usulü bir direnişe 20. yüzyılın ortalarında başladı. Şeyh Şamil gibi direniş kahramanlarının önderliğinde devam etmiş olan bu haklı mücadele, Hattab ve Şamil Basayev gibi mücahitlerle de devam etmiştir. Beni Kuzey Kafkasya coğrafyasıyla tanıştıran ve böylece sarışın esmerlerin (Çeçenler) mücadelesine tanık olmama vesile olan değerli Alev Erkilet (Doç. Dr.) hocama saygılarımı sunuyorum. Kendisi o topraklara gidip araştırmalarda bulunmuş ve elimize çok anlamlı bir eser (Ele Geçirilemeyen Toprak Kuzey Kafkasya) bırakmıştır.

”1996 yılında 18 ay süren bir savaş ve binlerce ölümün ardından Rus ordusu Çeçenistan’dan çekildi. Barış sadece 3 sene sürecekti. 9 Ağustos 1996’da dehşet saçan Rusya’da devlet başkanı Eltsine, henüz ismi bile bilinmeyen Vladamir Putin’i başbakanlığa getirdi. 3 hafta sonra Moskova, kaynağı belirsiz terör saldırıları ile sarsıldı. Rusya hükümeti, bunu Çeçen ayrılıkçılarına mal etti. İlerleyen günlerde Rus ordusu harekete geçti. Resmi olarak ‘Terörle Mücadele Operasyonu’ adı altında 2. Çeçen Savaşı başladı.”

2011 yılında, ‘The Artist’ ile En İyi Film ve En İyi Yönetmen ödülleriyle birlikte beş dalda Oscar ödülü alan yönetmen Michel Hazanavicius’un üç yıl aradan sonra The Search/Arayış (2014) filmi ile geri döndüğünü görüyoruz. Ödüller aldığı The Artist filminin aksine bir savaş filmi tercihinde bulunan yönetmen 2. Çeçen Savaşı’nı konu ediniyor. Film  Çeçen bir ailenin katledilmesini kamerayla çeken bir Rus askerinin videosu ile başlıyor. Kahkahalar, yanan evler ve asker seslerinin arasında, evinin penceresinden anne ve babasının öldürüldüğünü izleyen Hadji, kundaktaki kardeşi ile yalnız başına kalıyor. Küçük kardeşine bakamayacağını anlayan Hadji, onu Çeçen bir ailenin kapı eşiğine bırakıp kaçıyor. Anne ve babasının ölümünden sonra Hadji ve küçük kardeşi Vakka’yı arayan Raissa (Zukhra Duishuili) ve Raissa’ya yardımcı olmak isteyen Helen (Anette Bening), filmin bir kolunu oluşturuyor. Cephenin diğer tarafında ise hiç beklemediği bir anda askere katılmak zorunda kalan Kolia’nın acımasız bir askere dönüşünü seyrediyoruz. Rusya’da sokakta yatan, uyuşturucu kullanan ve birçok sabıkası olan Rus gençleri askere alınarak değerlendirilmeye çalışılmış. Kolia da bu askerlerden biri. Askerlerinin şiddete meyilli bir hale getirmek için hangi şartlar altında kaldıkları gösteriliyor. Özellikle Kolia giderek iyi bildiği şeylere karşı önce umursamazlık daha sonra o da diğer askerler gibi öldürmeyi bir eğlence olarak görüyor. Hitler Almanyası’ndaki askerlerin Yahudilere ve diğer milletlere karşı uyguladıkları şiddeti bir görev olarak görmesi de Kolia tiplemesi için aynı amacı taşıyor. Hannah Arendt’in üzerinde durduğu ‘Kötülüğün Sıradanlığı’ konusunu tekrar gündeme getiriyor. Ancak Ruslar burada farklı olarak Çeçenleri önce terörist gibi göstermeye çalışıp sonra çoğu sivil olmak üzere çoluk çocuk demeden katliamlara başlıyor. Bir Çeçen Atasözü bu durumu çok güzel özetliyor: ”Ayı yavrusunu yemeye karar verdiği zaman; önce onu çamura batırırmış.”

Tekrar Hadji’ye dönersek, Handji kardeşini emniyete aldıktan sonra yolda evlerinden olan Çeçenlerle birlikte bir kampa getiriliyor. Hadji’yi sokakta aç bir şekilde bulan Carole (Bérénice Hazanavicius) onu yanına alarak ona sahip çıkar. Carole filmde AB İnsan Hakları Komisyonu adına bölgede savaş mağdurlarıyla görüşmeler yapıyor. Rusların haksız kıyımlarını raporlaştırarak bu zulmü dünyaya duyurmak istiyor.

Anlaşılacağı üzere, filmi üç ana kola ayırarak paralel bir şekilde geçmişle birleştirmeye çalışan yönetmenin çok ciddi bir konuyu ele aldığı kesin. Filmi daha fazla detaylandırmadan bazı konulara değinmeyi gerekli görüyorum. Öncelikle filmde Rus oryantalizminin silik de olsa yer yer emperyal bir düzlemde olduğunun gösterilmesi yerinde olmuş. Ancak böyle derin ve ciddi bir meselenin Hadji gibi küçük bir çocuğun film boyunca süren sessizliğine mahkum edilmesi konunun mahiyetini silikleştirmiş.  Ayrıca ana karakter olan Carole’ün filmin baskın karakteri olması nihayetinde filme yine oryantlist bir bakış açısı kazandırıyor. Elbette filmde dikkat çeken eleştiriler de var. Çeçenistan’da savaş varken Noel’i nerede ve nasıl kutlayacağını düşünen insanlardan bahsediliyor. Kurşun ve bombardımanların arasında kalan Çeçen kadınlarının pencere camlarının kirlenmesi ve kırılmasından yakınmaları artık savaşa karşı-savaş psikolojisi ile yaklaşmalarına dikkat çekiyor. Her şeye rağmen yönetmen, Çeçenlerin bu onurlu mücadelesini –genel itibariyle– bir Batılı gözüyle canlandırmayı başarmış görünüyor. Rus zulmünün bu kadar açık ve net olmasına rağmen Batının olanlara kulağını tıkaması ve gözlerini bağlaması Carole’ün AB komisyonunda haykırdıklarına verilen tepkiden anlıyoruz. Kimse dinlemiyor bile.

Filmin kırılma noktası diyebileceğim sahnesi Hadji’nin Carole’ün evde dinlediği Bee Gees şarkıları eşliğinde gizlice dans etttiği sahnedir. Şarkı, oynadığı Lezginka’ya uymasa da ritmini bozmuyor. Yabancısı olduğu şarkının ritmine kapılmıyor Hadji, kendi bildiğini oynuyor. Burada yönetmenin dikkat çekmek istediği şey Çeçen halkının savaşa rağmen hayatın renklerini içinde barındırdığı ve yenilmediğidir. İnsanlar evlerini, ailelerini ve özgürlüklerini dahi kaybetseler de canlı bir geçmişleri var. Zihinlerinde canlandırdıkları kültürlerinin yanında onları ayakta tutan inançları var. Hadji’nin hala inancını koruduğu görülüyor. Hâlâ umudu var çünkü hâlâ Lezginka oynayabiliyor. Ablası Raissa, kardeşlerini evde bulamayınca ellerini açıp Allah’a dua ediyor. Çeçenlerin uzun yıllar verdiği mücadelede yüzlerce şehit vermelerine rağmen hâlâ direnmelerinin temelinde bu inanç yatıyor.

 

Mahmut Çeliker

1992 Tatvan doğumlu. Lise eğitimini Erciş Anadolu Öğretmen Lisesi'nde aldı. 2015 KTÜ mezunu. Uludağ Üniversitesi'nde din sosyolojisi alanında yüksek lisans öğrencisi. Editörlüğünü yaptığı Ebabil Dergisi'nde şiir ve öykülerini yayımladı.

Bir Cevap Yaz