Zeki Dursun: Biz, bizce okuyun diyoruz okurlarımıza. 44

Zeki Dursun: Biz, bizce okuyun diyoruz okurlarımıza.

 

ONTO, 2017’nin Eylül ayında birbiri ardına yayımladığı nitelikli çalışmalarla yayın hayatına yeni girmiş olan bir yayınevi. Zeki Dursun’un genel yayın yönetmenliğinde ve Kasım Küçükalp gibi alnında söz sahibi isimlerin editörlüğünde yola koyulan ONTO Yayınları görünen o ki adından sıkça söz ettirecek. Genel Yayın Yönetmeni Zeki Dursun ile ONTO ekseninde bir söyleşi gerçekleştirdik.

*

  • Evvela hayırlı olsun diyelim. Umarız ONTO Türk düşünce, kültür ve sanat hayatına önemli katkılar yapan bir yayınevi olur. İsterseniz konuşmaya yayınevinin adından başlayalım. Neden ONTO?

En basit ama aynı zamanda en zor cevabı şu: Kaderin sevkiyle.  Onto’nun kurucu ekibi, eski ve sıkı arkadaşlar. Birlikte dergi çıkarmış, birlikte kültürel etkinliklerde bulunmuş isimler. Aralarında bana göre onto’lojik bir bağ var. Onto’nun onto’su birincil olarak bunu işaret ediyor.

İkincisi de onto Türkçede “üzerinde” anlamına gelen İngilizce bir edat. Bu bakımında onto kelimesi yayın içeriğine de işaret ediyor: Şiir üzerine, öykü üzerine, felsefe üzerine gibi.

  • Değişik yayın organları yazmış, yayın yönetmenliği yapmış biri olarak sizleri yeni bir yayınevine ihtiyaç olduğunu düşünmeye sevk eden saikler nelerdi? ONTO nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

Benim kişisel olarak kafamda bir yayınevi yoktu. Benim teklifim dergi yayıncılığı idi ama patronumuz Ülfet Yıldız beyin vesilesiyle kendimi bir anda Onto’nun karar merciinde buldum. Ülfet Yıldız’ın “Madem dergi çıkaracak ekip var bence kitaplarını basalım” demesiyle Onto projesi bir yıllık bir hazırlık çalışması ile 7 Ekim’de okura merhaba dedi.

  • Felsefeden psikolojiye şiirden öyküye geniş değişik alanlardaki eserlerle ONTO ilk kitaplarını okurlarına ulaştırdı. Yayımladığınız ilk kitaplar okurlar için az çok bir fikir verecektir. Ama yine de soralım, bizi nasıl bir yayın çizgisi bekliyor?

Onto’nun kuruluş düşüncesinden bir tanesi de şu: Biz bunu okuruz, diyorsak basalım. Çünkü gerek üst yönetim gerekse editöryal kadro her şeyden evvel iyi bir okur. O zaman yayın çizgisinde aradığımız şey, okuduğumuz ya da okuyacak olduğumuz şey. Şiir, öykü roman gibi dil sanatlarında ya da sosyal bilimler sahasında ideolojik saplantısı olmayan genç ve özgün her türlü öneriye, eser teklifine, proje çalışmasına açığız. Biz, bizce okuyun diyoruz okurlarımıza.

  • Şimdiye kadar ONTO etiketiyle okura ulaşan kitaplara baktığımızda farklı türlerde yayımlanan ilk kitaplar ve -yaptığınız duyurulardan anladığımız kadarıyla- yayımlanacak olan yeni isimler görüyoruz. Kültür-sanat ve düşünce dünyasına yeni isimler kazandırabilmek bir yayınevi için çok önemli olmalı.

Yayıncılık da bir piyasa. Yaşamın kendisine akılcı bakmak gerek. Madem bir piyasa var, bu piyasanın içinde bir varlık gösterebilmeniz için yeni bir teklif sunmanız gerekir. Dikkat edin, ilk beş eserin yazarı da ünlü isimler değil. Ama bir çevre tarafından bilinen insanlar. Bizler kitapları oluştururken daha önceki yayın tecrübelerimde de bu vardı hep bilinmeyeni bilinir hale getirmeye dikkat ettim, hala da bu özelliğimi koruyorum. Örneğin Akif Hayta’yı kendi öğrenci çevresi, dar alanda okuryazar  biliyordu.  Benzer şeyler,  Zeynep İnan, Yusuf Kocamaz, Hasan Yılmaz için de söylenebilir. Biz, ekibimize, yazar kadrosuna inandık, inanıyoruz. Şimdi onların ulusal ve ilerleyen aşamalarda uluslararası platformlarda yer almalarını sağlamak amacımız.  Bunu da başaracağız. Çünkü ekip ruhuna inanıyoruz.

  • Yayımlanan kitaplardaki akademik ve edebi çeşitlilik, dikkat çeken editörlerin varlığı ister istemez akla şu soruyu getiriyor: ONTO Yayınları himâyesinde akademik yâhut kültür-sanat ekseninde bir dergi çıkacak mı?

Aslında yayın süreci şöyle işler: Önce dergi çıkar, eser olabilecek nitelikte verimler ortaya konur ve yayıncılık faaliyeti başlar. Daha öncede bahsettiğim gibi bizde süreç öyle işlemedi. “Madem dergi olacak, önce kitap basalım” süreci yaşadık. Bu biraz da yazar ekibimizin zaten yazı faaliyeti içinde olması ile alakalı. Hasan Yılmaz, VİVO dergisinin editörüydü. Zeynep İnan ile 2006’dan beri dergiciliğin içindeyiz. Benim bıraktığım bir dergide benden sonra editörlüğe devam etti mesela. Hakeza Akif Hayta, kitap konusunda disiplinler arası okumaları ve bilgisi ile meşhur bir isim. Kasım Küçükalp, Türkçe felsefenin imkanları konusunda, özgün metinler yaratabilecek usta bir kalem. Zamansız Düşünceler bunun ilk göstergesi bence.

Bir de vefalı olmak lazım. İstanbul’a tekrar döndüğümde benim hayatımda Asım Gültekin gibi kitap dervişi bir isim, CF dergisinde 7 sayı olması lazım birlikte çalıştığımız Yusuf KOT ve Faruk Günindi gibi patron-arkadaş’lar olmasa idi bu kadar ismi bir araya getirmek zor olabilirdi.

“Dergi çıkacak mı” sorusunu da es geçmemiş olayım. Elbette ama daha erken.

  • Yayınevleri belirli şartların olgunlaşması ve maddi imkanların da el vermesiyle varlık kazanabiliyorlar. Bu noktada sizin karşılaştığınız sıkıntılar, zorluklar oldu mu?

Mustafa Özel’den duyduğum ve yaşam ilkesi saydığım sözlerden biri var. Malum Mustafa özel iktisatçı. Dedi ki bir gün “başarı, parayı veren ile parayı kullanan arasındaki uyumdur.” Şimdi bu işin külfetini, maddi zorluğunu çeken insanlar var elbet. Bir üst yönetim var.  “Bir editör muhasebe de bilmeli” diye Ezel Erverdi gibi bir ustayı da tanıyoruz. O zaman geriye ne kalıyor iktisatlı yaşam. Yani para veren ile parayı kullanan arasındaki uyum. Malum bir piyasa var, bunu demiştik. İyi bir editör kitap kaç satar, okur beğenir mi beğenmez mi bunu bilir. Bilmiyorsa tahminleri zayıf ise otursun bir düşünsün derim o editör için.

  • Malumunuz birçok yayınevi belirli ilişki ağları ve maddi imkânları ile kitaplarını okura ulaştırma noktasında oldukça etkin bir tanıtım ve dağıtım stratejisi izliyor. Genel olarak kitap fuarları ve kitap satış zincirleri başta olmak üzere yayıncılık alanında kendini gösteren de bir tekel var. Bu tablo ve böyle bir bağlamda müstakil, nitelikli bir yayıncılık yapmanın imkânı hakkında neler düşünüyorsunuz?

Her şeyin bir piyasası var, yayıncılığın da bir piyasası var. Sen buna tekeller diyorsun ben ise ekmek tekneleri diyorum. Her işi bir yayıncının yapması bana akıl karı gelmiyor. Asıl tekel bu, yayıncının her işi yapması. O zaman zaten piyasa ve özgürlük oluşmaz ki. Biz çalıştığımız dağıtım şirketlerine, internet satış sistemine, kitabevlerine inanıyoruz ve güveniyoruz. Matbaası ile dağıtımcısı ile kitabevi ile bu iş güzel ve anlamlı. Bir daha söyleyelim tekel yok ekmek tekneleri var, emekçiler var.

  • Masanızda neler var? Önümüzdeki dönem içerisinde ONTO okurlarını neler bekliyor?

Şimdi ya üç ya da dört kitap çıkıyor. İddialı olduğumuz ve Türkçede özgün saydığımız çalışmalardan biri Fatma Kurt Sarıaslan’ın Soğuk Savaş Döneminden Bugüne İslamofobi çalışması raflarda yerini alacak. Ahmet Menteş şiirleri kitaplaşıyor. İki özgün sözlü tarih çalışması var Yunus Emre Altuntaş’ın. Derda Küçükalp de bütün eserleriyle ocak ayı itibariyle Onto yayınlarında olacak. Hasanali Yıldırım’ın küçürek öykülerini ve yine başka eserlerini biz basacağız. Genç öykücüler ve romancılar var. Sema Çevirici’nin özgün bir felsefe çalışması çıkacak.

Zeynep İnan, üçüncü baskıya hazırlanıyor. Mayıs gibi ikinci kitabını da basmış olacağız. Kasım Küçükalp’in Zamansız Düşünceleri okuyucuda derin kabul gördü, o kitabı da ikinci baskıya hazırlıyoruz şimdi.

Vefalı olmak iyidir. Bu süreçte bizi yalnız bırakmayan Onto’nun iç çalışanından matbaasına; dağıtım ağında bizimle olan, bize yardımcı olan firmalarımıza; raflarında kitaplarımıza yer veren kitapevlerine teşekkür ediyoruz.

Rafta olmak güzel bir duygu, bunu bilen bilir.

Ve büyük bir teşekkür, bize teveccüh gösteren okurumuza.

Bağımsız okumalar için ONTO…

Söyleşi: Hüseyin Hakan Eroğlu

Bir Cevap Yaz