Daha Fazla Başyazı
Propaganda

Propaganda

31 Ağu, 2018
Yeni Hegemonik Söylem: The Imitation Game Örneği 3

Yeni Hegemonik Söylem: The Imitation Game Örneği

The Imitation Game 2014 yapımı bir Morten Tyldum filmi. Konusunu 2. Dünya Savaşı sırasında Almanların şifreli iletişim kodlarını çözen İngiliz matematikçi, bilgisayar bilimcisi ve kriptolog Alan Turing’in hayatından alıyor. Turing, “10 kilo ağırlığında, daktilo benzeri, rotorlu, elektromekanik bir şifreleme cihazı olarak tasvir edilen Enigma’yı İngiliz hükümetinin oluşturduğu bir ekiple birlikte çözen ve savaşın kaderini belirleyen bir kişi olarak takdim ediliyor. Bu takdim, Hollywood’ın tipik kahraman filmlerindeki hemen hemen bütün klişeleri içeren bir üslupla yapılıyor. Ekibin oluşturulması, ekipte uyum sorunlarını dışa vuran Turing’in sıra dışı eğilimleriyle temayüz etmesi, amaçlanan hedefin başarılamayacağı düşüncesinin öne çıkarılması, ekibin başarısız olduğu gerekçesiyle dağıtılma eşiğinden son anda dönülmesi ve imkân dâhilinde görünmeyen mutlu sona ulaşılması… Trajik ögeler içeren bir başarı hikâyesi karşımızdaki.

Yanlış anlaşılmasın: Evet, film Turing’in hayatını konu alıyor ve İkinci Dünya Savaşı’nın görünmeyen bir yüzüne ışık tutuyor. Fakat filmin eksenindeki mesele ne bu “başarı hikâyesi” ne de savaşa farklı bir perspektiften bakılmasını sağlayabilecek bir işleyişin çözümünü yapmak. 1952’de şantaja maruz kaldığı gerekçesiyle polise başvurarak eşcinsel olduğunu açıklayan Turing, eşcinsellik suçlamasından yargılanarak bir yıl boyunca –kimyasal olarak hadım etme yöntemi olarak kullanılan– östrojen iğnesi vurulmaya mahkûm edilmiş. İşte filmin eksenini bilimsel ve toplumsal fayda açısında olağanüstü bir noktada olduğuna dikkat çekilen bir eşcinselin tâkîbata uğramasındaki “anormalliğin” gösterilmesi oluşturuyor. Anormal olanın Turing’in cinsel tercihindeki farklılık değil ona uygulanan yaptırımlar olduğu filmin bağlamını teşkil ediliyor. Filmde Turing’le yakın ilişkisi olan bir diğer kriptanalist Joan Clarke karakteri Turing’e şunları söylüyor: “İstediğin her şeye sahipsin, değil mi? İş, bir eş ve normal bir hayat. Normal hiç kimse bunu yapamazdı. Biliyor musun, bu sabah sen olmasaydın şu anda var olmayacak olan şehrin birinden geçen bir trendeydim. Sen olmasaydın muhtemelen ölmüş olacak bir adamdan bilet almıştım. Tüm konularda bilimsel araştırma yapabiliyorsam hepsi yalnızca senin sayende. Şimdi normal olabilmeyi istiyorsan emin ol ki bunu ben istemiyorum. Öyle olmadığın için dünya son derece iyi bir yer.” Turing’in öne çıkarılan “dehası” mâkul bir açıklama getirilemeyecek şekilde eşcinselliğiyle ilişkilendiriliyor.

Yukarıda sözünü ettiğim esas ve bağlamın, içinde bulunduğumuz dönemin klişesini ve hatta yeni hegemonik söylemini oluşturduğunu söyleyebilirim. Bu söylemin sorunu şurada: Sözde özgürlük talep eden bir tahakküm içermesi… “Sınırlananların” sesi olma iddiasıyla söz alırken doğal/fıtrî sınırları esnetme/ortadan kaldırma amacıyla semavî dinlerin esaslarını tahakkümün bizatihi kendisi olarak takdim etmesi. Aslında olan –The Imitation Game’deki bunun sadece bir örneğidir– bir kontratak dilinin serpilmesidir. Tabiî olanın küresel ölçekte tâkîbata uğruyor olduğu gerçeği Turing vb. isimlerin başarı hikâyelerinin altında ezilmek isteniyor.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. HAZIRKITA'nın genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz