Vefâ 38

Vefâ

 

Yazı yazmanın “vefâ” ile bir ilişkisi var. Vefâ! Sözünde durma, verilen sözü yerine getirme anlamında. Dostluk ve muhabbette sebat etme, sevgide süreklilik, bağlılık ve sadâkat anlamında. Ezelde bezm-i elestte Allah’a verilen söze sâdık kalma anlamında.

Yazar, yazarken seçtiği her bir kelimede durur. Seçtiği kelimenin hangi sözü yerine getireceği üzerinde durur, düşünür. Seçilen her bir kelimenin hangi dostluk ve muhabbete sebat etmek anlamına geleceği üzerinde düşünür. Târih vardır, bir de müstakillen kelimelerin tarihi vardır. Bazı kelimeler isyânı bazıları itâati telkin eder. İsyan ve itâat… Kime, neye yâhut hangi makâma? Bunu kelimeler arasındaki irtibâta, yazarın kelimelere biçtiği konuma göre düşünmemiz îcap eder. “Kelimelerarası İlişkiler” modern bir disiplin olarak karşımızda olmayabilir. Bu öyle bir “disiplin”dir ki, uluslararası ilişkilere yön verir. Söz olur keser savaşı, söz olur kestirir başı.

Kelimeler bağımsız değildir. Özerklik teorilerindeki, dili sorunsallaştıran bilcümle faraziyattaki gibi her kelimenin kapısını beklediği bir makam vardır. Kimi hüzzamı bekler kimi zirgüleli hicazı. Yok mudur başka makamları dünyanın? Çoktur. Misal, kelimelerin bâzısı devlet dâirelerini fırdolayı kuşatır da ele avuca sığmaz. Kelimelerin bu türlüsü bir yârin kapısında durup ehline bir nazar etmez.

Kelimelerin bağlılığı vardır. Sâdıktır kelimeler. Kime? Bâzı kelimelere. O kelimeler de daha başka bâzı kelimelere sâdıktır. Kelimeler vardır, hemen bir diğerini çağırır masasına, aralarında bir koyu muhabbettir başlar. Kör şair, topal yazar, hâlden anlamaz zevat, bilmez bu muhabbeti de dünya yansa yan yana gelmeyecek kelimeleri bir araya getirmek için ısrar eder. “Kavramsal düşünme yetisi bahşedilmiş yüce insan” durur mu? Yaslar sırtını zibidi frenklere ateşi ısıtmayacak mısrâları, rüzgârı serinletmeyecek cümleleri sarıp sarmalar cepheye sürer.  Olmaz. Bu sefer de bulur Latin Amerika’nın ücrâ köylerinden neşet etmiş bir saha çalışması, bulur bir yıldızlı doktora fırlamasının nâdîde tezini… İllâ gelecek yâni o iki kelime yan yana. Kardeşim olmaz.

Evet, kelimeler sâdıktır. Kimi bildiğin Sâdık’tır. Adına bakıp arka dönmeye gelmez. Evinin anahtarlarını verirsin en mahrem sözlerini mezata çıkarır. Kimi de sâdıktır, onun sâdık olduğuna ananı babanı fedâ edersin. Öylelerine Avrupa Birliği Uyum Yasaları’nda rast gelmek mümkün değildir. Bu kelimeler; Amerika’yla, İngiltere’yle, Rusya’yla, Çin’le ve bilmem kimle işbirliğini derinleştirme kâbilinden karalanan sayfalarda da görünmez. Meselâ bir başbakan ağzından yanlışlıkla kaçırırsa kelimenin bu çeşidini metin yazarları bir dünyâ şeytanın gönlüne su serpmek için fazladan mesâi yapmak zorunda kalır.

Hülâsa, yazı yazmanın vefâ ile bir ilişkisi var.

Umulur ki vefâdan nasîbini alanlardan olalım.

 

| metin için kullanılan resim Peyami Gürel‘e aittir

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz