Vasatı Gözetmenin İmkânı 34

Vasatı Gözetmenin İmkânı

 

“Paçayı Kurtarmaya Yarayacak Şeylerin Edebiyatından Vicdânî Retçiliğe” başlıklı yazıma Mehmet Akgül’den cevap geldi: “Vicdani retçi olmanı istemem ama vicdani tetikçilik diyelim… Bunu yaşamıma uyguluyorum. Çevremde bir tane adam kalmadı… Herkes kendisinden şüphe etmeli.” Vicdânî retçiliğe yeni bir bağlam kazandırdıktan sonra Akgül’den kışkırtıcı yeni bir terkip: Vicdânî tetikçilik… Üzerine eğildiğim bir meseleyi derinleştirdiğini düşündüğüm türden bir terkip.

Mâlum, Ali Şeriati’yle özdeşleşmiş bir cümledir: “Sizi rahatsız etmeye geldim”. Zannediyorum vicdânî tetikçiliğin bağlamı Şeriati’nin vâdettiği “rahatsızlık” ile akrabadır. Şeriati bazı ezberleri bozdu. Ama onun ezber bozuşu, kendisine kulak verenler için yeni ezberler oluşturdu. Bu her put yıkıcının kaderidir. Pek tabii bütün “put yıkıcı”ları aynı kategori içerisinde değerlendiremeyiz. Ama “adanma” duygusuyla ve “iyi niyet”le yola koyulanların elinden sâdır olan put yıkım ya da bir şeyler inşâ süreci farklı kategorilerde değerlendirilebilecek olan yürüyüşleri bir potada eritebiliyor. Nasıl mı? Bugüne kadar dinlediğimiz, okuduğumuz ve şâhit olduğumuz hikâyelerin “büyük” olanlarına bakalım. Hep bir adanmışlık görürüz. Bu adanmışlıkla perçinlenen bir iyi niyet, her zaafı her problemi görmezden gelmemize yetecek sebebi bize temin ediyor. Hâlbuki bize büyük bedelleri ödetenler kararsızlar değil adanmışlardır. Bakın, varmak istediğim yer başkayken ben bile adanmışlığın karşısına hemen “kararsız”ı koyuverdim. Aklım adanmışlığın karşısında olumlu anlam ihtivâ edecek bir kelimeyi çıkarmamam üzere beni yanılttı. Adanmışlık ekseriyetle dile getirilmese de “hakikati” kuşatma iddiasını içerir. “Adanmış olan”ın her sözü her hareketi apriori hakikat iddiasını muhâtabına ihsas eder. Halbuki uyanık olma, ayıklık bir tedirginlik hâlidir. Havf ve recâ bahsini adanmışlık kıssaları eşliğinde defnettik. Koşulsuz şartsız ve sürekli olarak sorgulama, aklın vesvesesiyle her türlü bağı reddetme gibi hastalıklı hallerin bu bahiste yeri yok.

Kasım Küçükalp’in “Zamansız Düşünceler” kitabında “Epistemik Keskinliğin Şiddeti Üzerine” başlığını taşıyan bir pasaj var. Modern insanın açmazlarını düşünürken amentü niyetine okunabilir: “Yeryüzündeki en tehlikeli şey, hakikate sahip olma iddiası değil de nedir? Zira varlık üzerindeki şiddetin düzeyi, epistemik kesinlik fikriyle doğru orantılıdır. Hakikate sahip olma iddiasından vazgeçmek ise hakiki bir etik refleksiyonun imkanı olup hiçbir biçimde rölativizme yol açmayan tedbirli bir düşünceye karşılık gelir. Dolayısıyla terör de başta olmak üzere sömürgecilik, kolonyalizm, despotizm, totalitarizm vb. ister dini isterse seküler tezahürlerle açığa çıksın modern şiddetin kaynağı, modern zamanlara özgü epistemik kesinlik fikridir.”

Biz, bu “modern zamanlara özgü epistemik kesinlik fikri”ni anlayacak imkânları birer birer imhâ ettiğimiz zamanları yaşıyoruz. Bu imhâyı ahlâkı reddederek gerçekleştirsek iyi… Ahlâksızlığın varacağı yer bellidir. Bu anlamda bir ziyan düşüncesi bizi kahretmez. Trajik olan ahlâki kaygılardan neşet eden “adanmış”lığın vardığı yerin çıkmazda oluşudur. Küçükalp’in mezkur kitabında yer verdiği “Adanmışlık Ruhu” başlıklı pasaj eskilerin tabiriyle efrâdını câmi ağyârını mâni bir şekilde adanmışlığın târifini içeriyor: “Adanmışlık ruhu, inanç üzerinden hakikate sahip olma iddiası bağlamında faşizm ve totalitarizmle sonuçlanması kaçınılmaz olan bir halet-i ruhiyenin ürünüdür. İnancın hakikate körlüğüne yol açan boyutu tam da bu noktada açığa çıkar. Cahiller, zalimler, sadistler ve psikopatlar kadar inançlı ve samimi olan yoktur öyle ki inançlarındaki samimiyet ve sadakatin yol açtığı körlük içinde, kaybederler hakikat ve adalete olan duyarlılıklarını.”

Adanma kültürü, bâzen bir idealin bâzen bir düşüncenin bâzen de bir şahsın eteklerinde her zerremize sirâyet ettiği için adanmışlığın getireceği zararlar noktasında edineceğimiz farkındalık bizi yeni bir adanışın kapısına bırakabiliyor: Şuur düzeyinde huzûruna varılacak ve bütün irâdemizle teslim olacağımız bir kapıyı dahi es geçmemize neden olacak bir reddiye kültürüne adanmak…

Korku ve ümit arasında, tedirginliğimizin-tereddütlerimizin varlığa bakışımızın berraklaşmasının önündeki engeller olduğu fikrine yüz vermeden, dikkatimizi muhâfaza ederek, vicdânımızı teskin edecek yalancı uğraşlara teslim olmadan, a(l)danmadan ama adanışın her türlüsünü de bütünüyle reddetmeden, hülâsa vasatı gözeterek yaşamayı düşünemez miyiz?

| metin için kullanılan resim René Magritte‘ye aittir

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz