Suya Kerpiç Vurmak 42

Suya Kerpiç Vurmak

Evvelâ bir dergi çıkarabilmeyi istedik. Geçtiğimiz yıl, Enes (Talha Tüfekçi) “belirli bir süre tâyin ederek çalışalım ve üç sayılık bir dergi çıkaralım” meâlinde sözler sarf ederek bir kapıyı yokladı. Konuştuk, konu başlıklarımızı belirledik, meselelerimizi tartıştık. Niyetimiz üç sayıya sınırlı bir dergiydi çünkü şartlar daha fazlasına müsâade etmiyordu. İki kişinin omuz vereceği ve sınırlı imkânlar dâhilinde yapılabilecek olanın ne olduğuna cevap aradık. Daha o zaman, konuşurken gönlüm üç sayıyla sınırlı bir dergiye rızâ göstermiyordu. İçimdeki ses “başlayın, Allah kerimdir” diyordu. Âmennâ. Allah kerimdir. Fakat yola koyulmayı gerektiren dert, kervan yolda düzülür mantığına el vermeyecek değerdeyse dibi görünmeyen suya adım atmaktan çekinmek îcap ederdi.

Az çok ana omurgasını belirlediğimiz dergi fikrini bir büyüğümüzle paylaştığımızda bizi dinlemiş ve şu cevabı vermişti: “Çıkaracağınız derginin bir amel olarak namazdan farkı nedir? Üç sayılık (niyet aşamasında bile bir sürekliliğe tâlip olmayan) bir dergi çıkarmanın mânâsı nedir?” Bir soğuk duş etkisi… Kendi çekincelerimi tasdik eden fakat daha ötesinde bir dikkati de içeren bu sözleri zihnimin bir köşesine özenle not ettim.

*

Geçen süre zarfında bir internet sitesi hazırlığına girişmenin doğru olup olmadığı husûsunda tereddütler yaşadım. Kendi kozamı örmekle geçireceğim bir zaman dilimini gereğinden tam olarak emin olmadığım bir işe tahsis etmemem gerektiği düşüncesiyle kendimi her defâsında frenledim. Her şeyin bir zamânı vardır. Bir işi ertelemenin de zamânı vardır. Yeri gelir, ertelemek zarûret hâlini alır. Ama bizim coğrafyamızda ertelemek âdeta bir yaşam tarzıdır. Erken olduğuna hükmettiğimiz işlerin üzerinde dahi görünürde olmayan bir erteleme tülü vardır. O tülü sıyırıp atamayız. Dün, ertelemekte yarar gördüğüm bir adımı bugün atmakta birden çok yarar olduğuna inanıyorum. Bu adımın esasta emek vermem gereken işlere yönelik bir erteleme içermemesini, bir avunma kapısı olmamasını Allah’tan niyaz ediyorum.

Bu doğrultuda, HAZIRKITA Yayınları için şimdiden küçük adımlar atıyor olmanın mutluluğunu da yaşıyorum.

*

Basılı bir yayın organında yazmakla sanal ortamda yazmanın arasında önemli farklar olduğu kanaatindeyim. Bu fark her şeyden önce bir ciddiyet farkıdır. Henüz yolculuğunun başlarında olan biri iseniz bu fark hayâti önem taşıyor desek yeridir. Neden? Çünkü yazma sürecinde her yazar fikrine îtimat ettiği bir kişinin gözüne ihtiyaç duyar. O göz yoksa yazarın, yazdıklarını uzun uzun dinlendirse dahi, kendi hatâsını her defâsında yeniden tekrarlayacağı bir kısırdöngü içerisinde debelenmesi kuvvetle muhtemeldir. Bir umut o gözü ararsınız. Basılı yayın organları bunu bir imkân olarak size sunar. Değer verdiğiniz bir yazarı, şairi editör koltuğunda görmek heyecân uyandırır. Fakat çok ama çok azı o heyecânı kalıcı bir saygıya dönüştürebilir. Varlığından memnûniyet duyduğunuz kişi(kıymetli bir yazar, şair olması durumu değiştirmez) çoğunlukla editör koltuğuna oturmadan editörlük yapmaktadır. O koltuktaysa bile kurduğu hesâbî ilişkiler yâhut kendi fikri, sanat anlayışı sizi bir şahsiyet olarak görmesine engel teşkil eder. Bu durumda editörün önerileri, uyarıları yol açıcı olmaktan ziyâde rol tâyin edici bir dayatmaya dönüşür. Muhâtabını şahsî fikirlerine, üslûbuna göre tartmanın ötesine geçip aynı zamanda bir şahsiyet olarak muhâtabının sınırlarına dikkat kesilerek kendi haddini hududunu gözetemeyen editör yarardan çok zarar getirir. Sanal ortamda, farklı bir gözün fikrini almaksızın ve denetimsiz olarak, yazmanın yol açabileceği sıkıntılar sözünü ettiğim durumun getirebileceği zararları aratır mı? Gerekli özen gösterilmezse aratabilir. Sanal ortam, eğer bir denge gözetilmezse yazarı rahatlıkla yüzeysel bir seri üretime sürükleyebilir. Bir dengeyi gözetmek, aynı zamanda derinleşebilme imkânını gözetmektir. Bir mecrâ oluşturarak(sanal ortamda da olsa) daha sık ve düzenli yazabilme düşüncesinin daha dikkatli okumalar yapmaya, bir seyir defteri ortaya çıkarmaya imkân tanıması beni heyecanlandırıyor.

*

Mesnevi’de geçer. Irmak kıyısında yüksek bir duvar ve duvar üstünde de dertli bir susuz vardır. Susuz duvardan kopardığı kerpiçleri ırmağa atmaya başlar. Su seslenir: “Bana kerpiç vurmaktan yararın nedir?” Susuz cevap verir: “İki faydam var. Birincisi su sesini dinlemek… İkincisi ise bu duvardan kopardığım her kerpiçte akarsuya doğru geliyorum. Yüksek duvar her defada koparışla kerpicin azalmasından dolayı daha alçalıyor.

Yazmak, suya kerpiç vurmak gibidir.

12.07.2017

| metin için kullanılan resim Peyami Gürel‘e aittir

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz