Daha Fazla Haber
Sol, “Kültürel İktidar” Aygıtlarını Tepe Tepe Kullanmıştır 35

Sol, “Kültürel İktidar” Aygıtlarını Tepe Tepe Kullanmıştır

 

Alaattin Karaca (Prof. Dr.) “‘Kültürel iktidar’ tartışmaları” başlığı altında önemli değerlendirmeler içeren bir yazı kaleme aldı.

Yazı Türkiye’deki kültürel inşanın “geleneksel kültür ve sanatın yerine ‘Batı tipi bir kültür ve sanat’ın yerleştirilmesi” doğrultusunda gerçekleştiği tespiti ile başlıyor.

Bu “kültürel inşa” politikası, “uluslaşma” aşamasında şiddetle sürdürüldü… Temelde “geleneğin reddi”ne dayanan ve “devletin ideolojik aygıtları”yla yürütülen bu “inşa” hareketi, sonuçta geleneksel kültürü ve o kültürün taşıyıcılarını “merkez”den çıkarıp “çevre”ye itti; hatta radikal “darbe”lerle hem halkın hem de aydınların “geleneksel kültür”le olan bağları koparılmaya çalışıldı. Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, Maarif Vekâleti, Halk Evleri ve çeşitli basın-yayın organları, “yeni kültür”ün oluşumunda önemli rol oynadılar… Ali Fuad Başgil, “Türkçe Meselesi” adlı kitabında, İnönü hükûmetinin üniversite ve okullara genelgeler gönderip komisyonlar ve sansür heyetleri kurdurarak “uydurma dil”i nasıl dayattığını uzun uzun anlatır. Hâsılı “sol”, bugün her ne kadar “kültürel iktidar” kavramına ve devletin kültüre müdahalesine karşı çıksa da, bu aygıtları yıllarca, tepe tepe kullanmıştır…

Necip Fazıl’ın, Sezai Karakoç’un, Nuri Pakdil’in “merkezden dışlanan kültür”ün yaşamını sürdürmeleri noktasındaki katkılarına işaret eden Karaca “çevre direniyordu; ama “kültürel diriliş” için yeterli değildi!” yorumunu yapıyor.

*

Karaca, “devlet aygıtlarıyla yapılacak bir kültürel inşa”nın sakıncalarına dikkat çekiyor ve soruyor: “Siyasal anlamda merkeze yerleşen çevre, kültürel anlamda bunu neden başaramıyor?”

“Kültürel iktidar” tartışmalarına gelince… Konunun “iktidar”la ilişkilendirilerek tartışılmasına karşıyım. Çünkü devlet aygıtlarıyla yapılacak bir kültürel inşa, popülerleşme; hatta dayatma tehlikesi taşır. Bu ise, çevrenin sivil karakterli “kültürel mücadelesi”nin değerini ve gücünü zayıflatır. Kanaatimce çevre, merkeze ancak “sivil kültür”le dönebilir. Çünkü köklü bir geleneğe sahiptir. Önemli olan kendisiyle kültürü arasındaki engellerin kaldırılması ve sahih bir çabadır. Yoksa devletin aygıtlarıyla, üstelik donanımsız şahsiyetlerle apar-topar “merkez”e taşınmak, bir tahterevallide yer değiştirmekten başka bir anlam taşımaz…

Bence her şeyden önce sorulması gereken şudur: Siyasal anlamda merkeze yerleşen çevre, kültürel anlamda bunu neden başaramıyor ve bu, neye delalet ediyor?..

Haber: H.H.Ç.

Bir Cevap Yaz