Daha Fazla Başyazı,Sinema
Simurg Sahaf’ta Gösteri Uçuşu* 26

Simurg Sahaf’ta Gösteri Uçuşu*

 

O kuyanlar hatırlayacaktır, Hüseyin Atlansoy ile yaptığımız söyleşiye dair iki yazı yazmıştım. (1, 2) İlkinde genel izlenimlerimi, ikincisinde ise Hoca’nın cevapları ekseninde konuştuklarımızı ve evde yaptığımız çekimin değişik nedenlerden dolayı sorunlu geçtiğini aktarmıştım. Aslında çekimin tekrar edilmesi gerektiği o günden belliydi. Öyle de oldu.

Bugün (24 Şubat 2018) program için sözleştiğimiz yere giderken ekipteki arkadaşların telefonu geldi: “Çekimde kullanmak için şairin kitapları lazım, birkaç kitabevine sorduk bulamadık”. Kitapları bu sefer yanımda getirmemiştim, hayıflandım. Taksim civarındaki kitabevlerinin hiçbirinden de bir Atlansoy kitabı çıkmadı. Tek farklı cevabı İnsan Kitap’taki bir görevliden aldım: “Kalmadı”.

İstiklal Caddesi’nden Simurg Sahaf’a nasıl gidebileceğimi soruştururken dediler ki “sahaflar şurada”. “Sahaflar Çarşısı”nı, adını önceden de duyduğum fakat henüz gitmediğim bir yer olarak “tesadüfen” karşımda bulmuş oldum. Olur ya belki birinde elime geçer diye Atlansoy kitaplarını sorarken Lorca’nın Sait Maden çevirisi “Bütün Şiirleri”, Berfe’nin “Çıkrık”ı ve bir derginin İslamcılık sayısı oldukça uygun fiyatlarla karşıma çıktılar. Sahafın güzelim eserleri taliplisine hoşça teslim edenini haliyle seviyorum.

Simurg Sahaf o pasajda değilmiş. Biraz daha aşağıda, Sahaflar Çarşısı’na paralel bir şekilde, adının Tarlabaşı olduğunu öğrendim Bulvar’ın hemen bitişiğinde bir yerde. Daha önce gitmemiş birisinin bulması biraz zor, çünkü bir apartmanın kapısında neredeyse görünmeyecek hale gelmiş şekilde buluyorsunuz sahafın adını. Bir binan son iki katı… İçeri girer girmez özel bir gün ayırıp baştan sonra kitapları didik didik etme arzusu duyuyorsunuz.

Nasıl unuturum. Yukarı çıkmadan önce Hoca’nın aç olduğunu duyan yönetmenimiz Kaan çevirdiğimiz “poğaça atıştıralım” muhabbetini kesip, bir hakikatin tebliğine kendisini memur hisseden birinin ciddiyetiyle “böylesi her yerde denk gelmez” diyerek apartmanın karşısındaki ciğerciyi işaret etti. Atlansoy’un cevabı net oldu: “Ciğere hayır diyemem.” Çok da aç değildim ama ben de hayır demedim. İtiraf etmeliyim ki uzun zamandır yediğim en içli ciğerdi.

“Üç ciğer” siparişinin akabinde tarihi bir an yaşadık, Hoca’ya “yalnız ve güzel” kitabım Kanımız Yerde Kaldı’yı takdim ettim. Evvela “kalmasın yahu” dedi, sonra da insana sürur veren bir edayla “hayırlı olsun”.

Ciğer faslı bittikten sonra çekim maratonu başladı. Yine belli bir süre çekim hazırlıkları ile geçti diyebilirim. O süreçte, beklemenin verdiği huzursuzluktan mıdır bilmem, Atlansoy birbiri ardına öyle güzel cigara tellendirdi ki o mereti ağzına sürmeyen biri olarak hayretle seyrettim.

Çekim nasıl mı geçti? İlk tecrübeme nazaran rahattım. Kendi adıma bir korkuyu aşmış oldum. Bu sefer, kamera karşısında, gözüne ışık tutulmuş tavşan misali asılı kalmadım. Tam olarak istediğim kıvamda olmasa da kamera karşısında insani vasıflarımı muhataplarıma hissettirebilecek bir çizgiyi tutturabildim sanıyorum.

Neler konuştuğumuzu geçiyorum. Zamanı gelince ilgilisine ulaşacaktır.

* Sevgili okur, bu yazı mebzul miktarda kara mizah içermektedir.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. HAZIRKITA'nın genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz