Özdağ’ın Şiiri 30

Özdağ’ın Şiiri

 

Yunus Melih Özdağ ilk şiir kitabını 2012’de yayımladı: Uzun Hava. Dile kolay, üzerinden altı yıl geçmiş. Bu altı yıl içerisinde Özdağ şiiri üzerine dikkat içeren bir yazı ile karşılaşmayı, şiir dilinin hak ettiği türden bir yankısının olmasını beklerdim. Böyle olmamasında Özdağ’ın tabir caizse “kendini sakınan” bir şair olmasının payı var. Çünkü boy göstermeyen, kadrolaşma çabalarına bigane kalan, karşılıklı güzelleme sarmalına dahil olmayan bir “genç şair”in sadece yazdıklarıyla arzı endam edebilmesi ve sesinin karşılığını bulabilmesi neredeyse mümkün değil.

Uzun Hava üç bölümden oluşuyor. Görebildiğim kadarıyla bu üç bölümün ortak paydasını Özdağ’ın ferdi tecrübesinden içtimai olana doğru genişleyen “temaşa etme” kuvvesi oluşturuyor. Mesela “Devlet ve Sen” başlığını taşıyan ilk bölümde “Arap Baharı”nın hızıyla yazılmış görünen kimi şiirler sırf bu nedenle tazeliğini koruyabiliyor. Çünkü şair olan bitenin kendisinden çok, insanın cevherini açığa çıkaran tarafıyla ilgilenmektedir. “Tahrir Meydanı” ve “Kan Tahriri” şiirlerinde bunu görmek mümkün. Aynı bağlamda Özdağ’ın geçişken bir şiir diliyle söz aldığı da söylenebilir. Bu geçişkenlik tam anlamıyla somuttan soyuta doğru değil. “Somuttan, somuta teslim olmayan başka bir somuta” doğru ilerleyen bir dil karşımızdaki. Bu nedenle “Zagrep’te tren istasyonunda trenin gelmesini bekliyorum” mısrasıyla başlayıp kitabın geneline sirayet etmiş olan bir dikkatle dünyayı arşınlayabiliyorsunuz. “hayat onlara güzel, her şey onların, biz kaybettik abi” diyen bir karakter olarak “alaeddin”e verilen cevabı içeren “anne ile devlet”te değişik boyutlarıyla “devlet” düşüncesinin deşildiğini görebiliyorsunuz. Şair, Uzun Hava’da kendi ekseninde dalga dalga genişlemiyor (yani gördüklerini kendi “ben”ine hapsederek okumuyor), hayli geniş bir dairenin ekseninde canlı, müteyakkız bir halde yaşıyor.

*

Henüz kitap yayımlamadığı bir dönemde (2011-Edebiyat Ortamı Sayı: 22) Özdağ şiiri üzerine bir yazı kaleme almıştım. Yazı “Hareketin Sınırındaki Bunalım” başlığını taşıyordu. Yukarıda sözünü ettiğim, şairin temaşa etme kuvvesi, sesinde açığa çıkan kaynama beni “hareketin eşiğinde olma” düşüncesine götürmüş olmalı. Halbuki böyle bir şey yok. Bugünden bakınca gördüğüm Özdağ’ın “hareket etmek” yahut etmemekle değil bizatihi “oluş”la ilgili olduğudur. Hem de iflah olmaz bir biçimde! Uzun Hava’daki şiir toplamı bana şairin bir “Moğol istilası”nda köşede ağlayarak Allah’a dua eden birinin –mesela– elini açış biçiminden var olmanın gerektirdiği şükür bilincine uzanabileceğini düşündürüyor. Aynı şekilde, zafer sonrasında atını kibirle süren birinin bakışından yola çıkarak –derin bir tecessüsle– hezimeti şerh edebileceğini de… Yani şairin gözünde vakıanın kendisi, “hareket”i de içermektedir.

*

Özdağ’ın tekniğini saklayan bir üslubu var. Gür sesi, yer yer sayıp dökmeci dili, dikkatle kurulmuş bir şiir dilinden ziyade kendi iç sesini yakalamaya çalışan bir karaktere sahip olduğunu düşündürüyor. Baskın karakteri bu olabilir. Fakat kitaplığını ve Türk şiirine olan tecessüsünü yakinen vaktiyle görmüş biri olarak diyebilirim ki kullandığı dilin ne anlama geldiğinin farkında.

Bu dili Özdağ için hem bir imkan hem de handikap olarak değerlendiriyorum. İmkân, çünkü şiiri kovalamıyor. Üslup kasmıyor, biçimcilikten medet ummuyor. Görünen o ki hayatın içindeki şiiriyeti görerek kalemi eline alıyor. Handikap, çünkü teknik olarak dil ve dilin imkânları üzerine yeterince düşünmezse sesindeki güç, temaşa etmedeki kuvve yeni şiirlerinde kendini sıradanlaştıracak bir tekrarı tetikleyebilir.

Özdağ şiirini, şiir Özdağ’ı nereye götürecek? Bu noktada merakla beklediğimi söyleyebilirim.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz