Daha Fazla Başyazı
Orduyu Yıpratmak 7

Orduyu Yıpratmak

Ordu, Türk siyasetinin temel bileşenlerinden bir tanesi. Ordunun yapısı üzerine düşünmek Türk siyasetinin doğasını anlamak için fevkalade öneme sahip. Fakat Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ilişkin düşünce dikkati içeren “bakış” ya hamaset içeren bir duygusallığa ya da istihbarat ilgisi içeren bir potansiyel terör tanımının sınırlarına itekleniveriyor. “Orduyu yıpratmak” devletin ve toplumun ortak öfkesine muhatap kılınmak isteyenlerin boynunda bir yafta haline getirilmek isteniyor. Dün ve bugün bunun örnekleriyle dolu.

Kendi iç dinamikleriyle ordu, siyasetin bizatihi içinde olageldi. Belirli isimler, partiler ordudan yükselen seslerin kıyıcılığı içerisinde hareket sahalarını kaybetti. Siyasetin ve siyasetçinin gelipgeçerliği, günübirlik söylem yaratma işi ordunun ve ordu mensubunun tartışmaya dahi açık olmayan “ağır” sorumlulukları ve ülke menfaatlerini “uzun vadeli” düşünme işi karşısında iradesi askıya alınabilir kabul edildi. Ordunun siyaset üstü bir kurum olduğu ve ordu mensuplarının da vatan savunmasının istisnasız şerefli neferleri olduğu telkin edildi. Esasında bir gerçek perdelenmek istendi: Ordunun “siyaset üstü bir siyaset” kurumu olduğu gerçeği.

Orduya yönelen her eleştiri “Cumhuriyet’in kurucu değerlerine”, “vatanın bölünmez bütünlüğüne”, en temelde ise “devletin varlığına” yönelen bir tehdit gibi takdim edildi. Atanmışlara karşı seçilmişlerin hukukunu savunmak kof bir “halkın iradesi” söyleminin ötesine geçmiyor. Halkın iradesi, seçilmişleri seçenlerce temin edilebiliyor. Fakat ordunun yapısı da bu belirlenmişliğin dışında değil. Problem burada. Belirlenmişlik içerisindeki yapılardan bir tanesi kendisini tüm eleştirilerden münezzeh bir yerde konumlandırıyor.

Orduya yönelik makul eleştirilerin orduyu yıprattığı yönündeki geleneksel tepki biçimi doğrudan veya dolaylı olarak eleştireni “dış tedit”lerin bir unsuru olarak konumlandırıyor. Türkiye’nin son on beş yılındaki asker kişileri ilgilendiren davalara bakmak bile bu konumlandırma biçiminin sorunlarını açığa çıkarır nitelikte. Görünen o ki “dış tehdit” içeride ve içerideki “dış tehdit” unsurları makul eleştirilerin yolunu çevirmekle görevli. Herhangi bir ithama, karaçalmaya alan açmaksızın belirtmek gerekir: Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bir darbe geleneği vardır ve bu geleneğin dinamikleri canlılığını korumaktadır. Bu noktada şu tespiti yapabiliriz: Türkiye’de orduyu, ordunun kendisi yıpratmaktadır. “Orduyu yıpratma” söylemi, ordu başta olmak üzere ve onun denetimi altında devlet kurumlarında damar açmanın, kadrolaşmanın, hakimiyet gözetmenin halkı kuşatan siyaseti olarak işlev görmüştür.

1 Ağustos 2019 Yüksek Askeri Şura kararlarının açıklanması “orduyu yıpratma” bahsinde yeni bir sayfa açmış görünüyor. Bugüne kadar yekpare ve tartışmasız “şanlı ordumuz” söylemine yaslananlar, YAŞ kararları kapsamındaki terfi, emekliye sevk etme ve terfisi beklenen bazı isimlerin terfi ettirilmemesine bakarak TSK’yi ABD’nin yönettiğini ilan etmekte gecikmediler. “Ordudaki falancılar” vb. ifadelerin Türk ordusunun temelini dinamitlemek anlamında bir ayrım siyasetinin ürünü olduğu söyleyen çevreler bekledikleri terfiler gerçekleşmediğinde veryansın ediyorlar. Bu veferanın biçimi asker üniforması giyenlerin vatan müdafaasında yekpare bir iyiliği temsil etmediğini kabul ilanıdır.

Siyaseti mevcut seçenekler içinde düşünmeye mahkûm edilmek “sıradan insan”ın/karar merciinde bulunmayanların yazgısı değildir. A’yı eleştirmek B’nin “taraftarı” olmayı, B’yi eleştirmek üçüncü bir tarafın mensubu olmayı gerektirmez. Bir bağımlılık ilişkisini eleştirirken yeni bir bağımlılık ilişkisini kerhen mazur görmek, daha da ötesinde yeni bir bağımlılık ilişkisine “bağımsızlaşma” adına talip olmak yol değildir. İnsan, geleceğini bir kişiyle, cemaatle, tarikatla yahut partiyle kaim hale getiremeyecek kadar derin bir varlığa sahiptir. Bu bahiste söylediklerim bu bağlamda düşünülerek anlaşılabilir.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. HAZIRKITA'nın genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz