Mustafa Şahin: Elin gazetelerinde ne akıllı redaktörler var 30

Mustafa Şahin: Elin gazetelerinde ne akıllı redaktörler var

 

16 Haziran 1996 târihli Ülke dergisinde yayımlanan Mustafa Şahin yazısını önemine binâen iktibas ediyoruz.

*

Hani gazetelerin birinci sayfalarının ipotekli olduğu söylenir ya, hani siyasi ve ekonomik kriz tam dibe vurduğunda “Türkiye’de güzel şeyler de oluyor” manşetleri atılır ya, manşetleri atanların kim olduklarını hiçbir zaman bilemezsiniz.

Şu sıralar dokunaklı yazılarıyla dikkat çeken Ahmet Altan bile, bir önceki sayfada “Politikacılara güven yok” manşetinin altında “Ordu en güvenilir kurum” alt başlıklı haberin zamanlamasının spotunu, bold yazılmış vurgusunu, harf karakterini, büyüklüğünü, öncelikler içindeki yerini kimin hangi gerekçelerle hazırladığını hiçbir zaman öğrenemez. Aynı şekilde Ahmet Altan 12 Haziran tarihli Yeni Yüzyıl’ın 72 puntoluk “İsrail’den Refah’a tavır” manşetiyle Weizmann’a göre Demirel ve Ordu İslamcı iktidara izin vermez” spotunun nereden hazırlandığını da anlayamaz.

Yıllardır yanar dururum da redaktörlüğün en önemli gazetecilik işi olduğunu “bizim mahalle”de kimseye anlatamam. Ellerin gazetelerinde ne yaman redaktörler var. Bizim yayın organları redaktörü adaptör, rektör, monitör gibi bir şey sanıyorlar. Oysa redaktör daha çok dedektör ile akraba bir kavram. Bunu anlamak istiyorsanız gazeteleri çaprazlamasına ters çevirerek sayfa düzenleriyle, hangi haberin nerede, hangi büyüklükte verildiğine biraz dikkat ederek okursanız, redaktörün dedektör ile ilişkisini anlar hiçbir şeyin tesadüfen sayfada yer bulmadığını görürsünüz.

Sizin için 11 Haziran tarihli Milliyet’ten birinci sayfa ve devam sayfasını okudum. Önce Milliyet’in eskiden beri önemli bir gazete olduğunu söylemeliyim. Bu işlerden anlayan derin devleti en çok bu gazete ele verir. Manşet: “Esad’ın Sandviç kuşkusu”. Fotoğrafta Esad yalnız ve gergin. Güneri Civaoğlu ile İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizmann birlikte ve gülüyorlar. Manşetin altındaki haberin başlığı müthiş gerçeği ele verir nitelikte: Milliyet olayların içinde. Bu manşetin altındaki ikinci büyük haber: Demirel’den laiklik uyarısı. “Cami ve Siyaset” ile “İzin verilmez” ara başlıklı spotları okumasanız da anlıyorsunuz. Bu haberin içinde Türkiye gündeminin asıl haberi var: “Erbakan-Yılmaz görüşmesi bugün.” Sayfa düzeni yukardan aşağıya önce İsrail, ardından laiklik üçüncü derecede de Erbakan’ın hükümet arayış haberi mantıksal bir bütünlük içinde içiçe veriliyor.

Weizmann: “Değişik ülkelerde uçuş yapmak deneyimi artıtır

Manşet haber Milliyet başyazı Güneri Civaoğlu’nun. Civaoğlu daha geçen günlerde İsrail’den günlük güneşlik haberler getirmişti. Aynı tarihli gazetenin devam sayfasında Civaoğlu, Weizmann’la görüşmesini anlatıyor. Öyle fazilet sahibi bir adam ki, kapısında bir tek polis bile yok. Sizin anlayacağınız sanki Şeyh Edebali anlatılıyor. Demiş ki Weizmann “Eğitim uçuşlarımı eskiden denizde yapılıyordu. Şimdi karada ve Türkiye üzerinde yapılıyor. Türkiye de bizim üzerimizde yapıyor. Değişik ülkelerde uçuş yapmak deneyimi artırır.

Weizmann’ın Civaoğlu’nu kabulü diplomatik çevrelerce “İsrail’de şu sıralar Türkiye’ye verilen önemin göstergesi” olarak yorumlanmış.

Bu alıntı köşe yazısındandı.

De’yi İsrail’den ayırmak redaktörün işi.

Aynı devam sayfasının manşet haberi “İsrail’de RP tartışması”. Muhabir Yasemin Çongar. Çongar’ın manşet haberinin içinde ince çizgilerle çerçevelenmiş “Hizbullah” haberi. Haberde iki savaş fotoğrafı var. Spotu şöyle: “Hizbullah Güney Lübnan’da 5 İsrail askerini öldürünce, İsrail Lübnan’ı ateşe boğdu”… Tam anlatmak istediğim şey bu işte. “İsrail de” deyip “de”yi ayrı yazıyor ya, işte redaktörün görevi o “de”yi İsrail’den ayırmak. “Ortadoğu için kritik zirve” haberi sayfanın en alt kısmında Kahire’de yapılacak Arap zirvesiyle ilgili.

Redaktörün sayfa sekreteriyle kafa kafaya vererek yarattığı harikaların hangi mantıksal bütünlük içinde nasıl okuru avladığı görebilmek için aynı sayfadaki son haberi satır aralarıyla birlikte okuyoruz. Haberi başlığı “Ordu hem kaleci, “ham hakem”. Türkiye’ye son sayısında 17 sayfa ayıran The Economist’ten özetlenmiş. The Economist’den özetlenen haber şöyle bitiyor: “RP lideri Necmettin Erbakan’ın İran tipi bir devrimin Türkiye’de eninde sonunda “kaçınılmaz” olduğu yolundaki sözlerini de hatırlatan dergi, RP’nin oylarının içindeki köktendincilerin sadece yüzde 20 olduğunu…” diye devam edip bitiyor. İran tipi bir devrimin enin sonunda sonunda “kaçınılmaz” olduğu yolundaki sözleri Erbakan ne zaman etti acaba?

İşte bütün bunları redaktörü anlatmak için aktardım. Keşke rektörlerimiz olacağına redaktörlerimiz olsaydı gazetelerimizde, dergilerimizde. 12 Haziran tarihli gazete manşetlerinde Weizmann’ın “Demirel benim kadim dostumdur. Onu iyi tanıyorum. Eminim RP iktidarını engellemek için elinden geleni yapıyor, ayrıca ordunun bu konuda sessiz kalacağını sanmıyorum” açıklaması ile bir önceki gün Civaoğlu’yla konuşan Weizmann’ın söylediklerini bir arada düşünmek gerekiyor.

| metin için kullanılan resim Mark Rothko‘ya aittir

Hatırlatan: H.H.Ç.

Bir Cevap Yaz