Mehmet Akgül: Nasreddin Hoca’nın Bulduğu Yeri Arıyorum 12

Mehmet Akgül: Nasreddin Hoca’nın Bulduğu Yeri Arıyorum

Mehmet Akgül 1981’de Kahramanmaraş’ta doğdu. İlkokul ve lise eğitimini doğduğu şehirde aldı. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. Türkçe öğretmenliği yapıyor.

Akgül ile yazma serüvenini, öykülerini ve Türkiye’yi konuştuk.


Söyleşi: Hasan Hüseyin Çağıran

Yazma serüveninizi bizimle paylaşır mısınız? Elinize kalemi nasıl aldınız?

Bir kıza bir şeyler yazmak istemiştim (lisedeyken). Bunu açık havada, yedi katlı bir binanın tepesinde mektup yazarak yaptım. Ardından da aynı binanın en alt katında şiir yazarak… Babam kapıcıydı. Bende her şey ya en üstte ya da en altta başlamış olmalı. Mektup, edebiyat için kötü bir giriş olmalı. Çünkü bazen birilerine yazmayınca ne yazacağımı bilmiyorum. Allah’ın “yazma” amacı da iletmekti. Herhalde insan, ileteceği bir şey olunca yazmaya başlıyor.

Şiir de yazdınız öykü de. Görünen o ki öyküde nefesleniyorsunuz ve bana kalırsa öykülerinizle temayüz ettiniz. Yolunuzu öyküye çıkaran sebepler neler oldu?

Şiir, kolay gelmişti bana. İnsan üç dört harfi bir araya getirince ve de bazı kuralları uygulayınca (kafiye falan) şiir yazacağını sanıyor. Öğrencilerimden şiir yazmalarını istediğimde hemen döktürüyorlar ama onlardan bir mısra istediğimde hiçbir şey çıkmıyor. Anladım ki şiir zormuş, en azından ben öyle deneyimledim. O yanım yok. Şiir geçilip gidilen bir yer oldu benim için. Öykü, daha yakın bana ama orada da çok başarılı olduğumu söyleyemem. Bunun için ne lazım, tam bilmiyorum. Yenilerden ve eskilerden okumaya çalışıyorum. Sanırım öykü; deneyim, okuma, dil ve felsefeyi aynı kişide, yazarda istiyor.

Yazarlarınız var mıdır? Beslendiğiniz, yol açıcı kabul ettiğiniz…

Var. Öncelikle Thomas Bernhard. Yakın zamanda Tahsin Yücel okuması yaptım. Benim için bir eşik olabilir Tahsin Yücel. Var daha başkaları ama beynime beynime vurduklarını söyleyemem.

Şiirde ilhamın payı nedir diye şairlere sorulur. Ben de size sorayım. Kurguda ilhamın payı nedir?

Her şey kurgu bence. Gerçeğin kendisi de kurgu. Hayal kırıklığı diye bir tamlama varsa her şeyin kurgu olduğu ortaya çıkar. İlham, sanatın değeri. Bir sanat değerliyse (kime göre tabii, tartışılır) orada ilham vardır. Şöyle de açıklanabilir. Suyu görmeden su sesini duyarız. İlham gerçeği görmeden önce düşündüklerimiz bana göre ve düşündüklerimiz (yani gerçeğin görülmeden önceki sesi) her zaman gerçekle esere giriyor. Ses de gerçek denilebilir ama olmayan bir şeyin sesi bu. Sesin sahibini sonra görüyoruz.

Masa başına oturduğunuzda zihninizde taslağınız, karakterleriniz hazır mıdır? Yoksa süreç her öyküde kendine has bir şekilde yöntemini belirliyor mu?

Buna cevap vermem güç. Zannımca, bu soru sadece profesyonellere sorulmalı. Ben daha nasıl yazacağımı öğreniyorum. Yemek yapmayı yani. İyi bir aşçının kafasında her şey hazırdır. Listeye, ölçeğe pek gerek duymaz. Bu anlamda edebiyatta iyi bir aşçı taslakçıdır, diyebilirim. Ben Nasreddin Hoca’nın bulduğu yeri arıyorum hâlâ. Orayı bile bulmuş değilim.

Yazma sürecine şahit olduğum insanlar arasında en ilginç bulduklarımdan biri sizinkidir. Normalde bir metne nokta koyulduktan sonra metnin esasını yerinden etmeyen değişiklikler yapılır. Sizde her şey her düzenlemede baştan aşağıya değişebiliyor. Bunun sebeplerini merak ediyorum.

Bir konu var, anlatmak (bu kelime uygun mu?) istiyorum. O konuyu hangi kelimeler, cümleler, terkipler, sonuçta dilsel ögeler en iyi anlatabilir, bilmiyorum. Deniyorum, iyi olmadığına karar verdiğimde tekrar bozuyorum. Mimari biraz. Gelişimsel. Hiçbir mimar, daha önceki gibi düşünmüyor yapıyı; sonraki, öncekinden farklı olsun istiyor. Bu arayış mükemmele ulaşsa ve ben de bu arayışın getirdiği bir eser ortaya koysam bana ne kazandıracak, hiçbir şey. Bunu, büyük yazarların yaptığını da sanıyorum. Yazıp yazıp yırtılan, ortaya çıkarılmayan nice şaheserler vardır, kim bilir?

İnegöl’de öğretmenlik yapıyorsunuz. Mesleğinizden memnun musunuz? Yazma konusunda size imkân tanıyan ve “iyi ki” dedirten bir meslek midir öğretmenlik?

Artık Bursa merkezdeyim ama değişen bir şey olmadı. Sonuçta ben aynı kaldım, adresim değişse de. Öğretmenlik zor bir zanaat. Yazmak için ikisinden biri tercih edilmeli. İkisini bir arada götürebilirsem ne mutlu bana.

Yolumuz Ankara’da çok kısa bir süre kesişmemiş olsa belki de sizin müstakil ve “kendi halinde” devam eden hayatınıza, hikâyenize kulak verme imkânım olmayacaktı. Edebiyatın, dostlukların, sektörel yayın ilişkilerinin merkezlerinden uzak olmanın birtakım zorlukları vardır. Belki de yazdıklarınızın çoğunu yayımlamıyorsunuz. Emin değilim. Buna rağmen sizi diri tutan, yazıklarınıza bunca titizlik göstermeye sevk eden nedir?

İlişkiler. Sanırım, ilişki kurmakta çok zorlanan biriyim. İnsanlara her şeyi sosyal hayatta anlatamıyoruz hatta hiç anlatamıyoruz. Herkes başka bir evren. Ve bilim de bu evrenleri henüz keşfetmiş değil, biz kendi ölçeğimizde ne kadar insan sarrafı diye geçinsek de yanılgılar içindeyiz. Şu menkıbelerde velilerin, büyüklerin zorluk yaşadığı, onları usandıran insanlar niye anlatılmaz ve onlar bu durum karşısında ne yapmışlar, hiçbir fikrim yok. Psikoloji biliminin bizim velilerimize uygulanmaması ne kadar üzücü. Diri tutan sanırım şu: Yaşadığıma delil aramak.

Bir metin, doğru zamanda bırakmazsa yazarının elinde pekâlâ ölebilir. Okurun, eleştirmenin dikkate değer eleştirisi de yazar için nimettir. Hadi açıkça söyleyeyim: Eğer öykülerinizi kitaplaştırmazsanız yeniden yaza yaza yeni öyküleri sıhhatli bir şekilde kağıda dökemeyeceğiniz kanaatindeyim. Ne dersiniz? Yayımlamanın vakti gelmedi mi?

O kadar öyküm yok. Yazmaya değil de öyküyü anlamaya çalışıyorum. Bir dahi değilim, bir şeyler çalışa çalışa olacak ama ne zaman bilemiyorum.

Madem yaşıyoruz, bunu da sorayım: Türkiye nasıl? Neler ilişiyor gözünüze?

Türkiye’de en çok hangi ilaçlar satılıyor, bunu bilmek isterdim. Bu, ülkemiz hakkında bize ipucu verebilir. Ülkemizde herhalde dünya markası hemen hemen her ayakkabı satılıyor. Benim gözümde ülkem böyle.

Bir Cevap Yaz