Lagerfeld’in Kedisi 7

Lagerfeld’in Kedisi

2017’de, 2011’den beri süregelen Suriye’deki çatışmaların hayvanları fiziksel ve psikolojik olarak etkilemesi nedeniyle zarar gören türlerin tedavi ve rehabilitasyonları için Halep’teki Magic World Hayvanat Bahçesi’nin kalıntıları arasında kalan 13 hayvanın Türkiye üzerinden Ürdün’deki yeni evlerine götürüldüğü haberlerini okumuştuk. BBC’nin video haberinde adı geçen hayvanat bahçesinde, savaş öncesinde 150 hayvanın bulunduğu ancak geriye sadece 13 hayvanın kaldığı bilgisi veriliyor. Hayvanlar Türkiye üzerinden Ürdün’e nakledilmiş.

Bu haberi bana hatırlatan, Paris’te geçtiğimiz salı günü (19 Şubat 2019) ölen ünlü moda tasarımcısı Karl Lagerfeld’in, ölümünün ardından, kedisi Choupette’in milyonlarca dolarının mirasçısı olabileceği yönündeki haberler oldu. Geçen yıl moda dergisi Vogue ile yaptığı röportajda Lagerfeld, tahmini 150 milyon dolarlık servetinin bir bölümünü Choupette’e bırakacağını söylemiş. Lagerfeld, Choupette’i yengeç, somon füme ve havyar diyetiyle büyütmüş. Haberlerden iki hizmetçisinin olduğunu öğrendiğimiz Choupette, dünya ölçeğinde yaşayan “ortalama insan”ın sadece hayal edebileceği lüks bir yaşam tarzına sahip görünüyor.  Vaktiyle bir Alman otomobil şirketi ve bir Japon kozmetik firmasının modeli olarak üç milyon dolar kazanan Choupette, Lagerfeld’in ifadesiyle “dünyanın en ünlü ve zengin kedisi”.

*

Suriye’de ölen insan sayısı bir milyona doğru ilerliyor. Çocuk ölümleri on binlerle ifade ediliyor. Yukarıdaki haberlerden hareketle insan-hayvan karşıtlığı kurarak bir duygu sömürüsü yapmaya çalışmıyorum. Her canlının kendine özgü bir yeri ve değeri vardır. İlke olarak, insanlar imkân elveriyorsa hayvanlar ve bütün canlı türleri savaştan korunmalıdır. Fakat bu haberlerin açığa çıkardığı bir “sıralama” problemi değil. Açığa çıkan, varlığı algılama, konumlandırma, insanın yerini bilme problemidir. Gerek Suriye’den kurtarılan hayvanlara ilişkin haberin gerekse Lagerfeld’in kedisine ilişkin haberin çağımızın “insan”ının en net fotoğraflarını verdiğini düşünüyorum.

Burada, 2013’te imzalanan Geri Kabul Anlaşması’nın nasıl bir gündem oluşturduğunu hatırlayalım. Vize muafiyeti karşılığında elde edilen büyük bir “başarı” olarak takdim edilmişti. Geri Kabul Anlaşması çerçevesinde Türkiye’deki mülteciler için değişik miktarlarda mali yardım paketlerinin kabul imzalarının atıldığı yönünde haberler de yayınlanmıştı. AB üye ülkeleri ile Türk vatandaşlarının geri kabulüne hem de üçüncü ülke vatandaşları ve vatansız kişiler dâhil olmak üzere diğer tüm kişilere ilişkin hükümleri kapsayan söz konusu anlaşmanın da insanı araçsallaştırma biçimi bu bahiste dikkate değer.

Hayvanların Türkiye üzerinden Ürdün’e aktarılmasıyla insanların Türkiye üzerinden “özgür Batı ülkeleri”ne yönelmesindeki tablo bir taraftan, vize kolaylığı elde etmek için zaten çoğu zaman dikenli telleri aşamayan, aşsa bile insan muamelesi göremeyeceği şartlarda yaşamak için çırpınan insanların geri gönderilmesinin anlaşma konusu yapılması diğer taraftan “acı verici”. Yani insana bakışta beliren problem farklı açılardan hepimizi ilgilendiren bir mahiyet arz ediyor.

*

Lagerfeld’in kedisi Aydınlanma’nın müjdesini verdiği, Batı demokrasilerinin vadettiği özgürlüğü yaşayan, serbest piyasa ekonomisinin imkânlarından yararlanan masum bir varlık. Belki de sahibinin ölümünden sonra hayvan haklarının savunusunda önemli bir aktör olarak söz sahibi olacak.

Diyeceğim o ki, büyüsü giderilen dünyanın akla ve özgürleşme girişimlerine vadedebileceği örgütlenme biçimleri “yeni insan”ını ötekinin trajedisi üzerinde sahneliyor.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz