Kurosawa’nın Kadrajına Girmeyenler 30

Kurosawa’nın Kadrajına Girmeyenler

 

Yazarız ve -doğal olarak- yazdıklarımızı yayımlamak isteriz. Büyük bir heyecanla, genç yaşta yolumuz dergilere düşer. Kıymet verdiğimiz yazarlarla karşılaşırız. Okumayı, yazmayı, düşünmeyi öğreniriz.

Bu süreçte tanıdıklarımızdan belki de daha fazla, tanımadığımız ama tanıdıkça değerini fark edeceğimiz güzellerle karşılaşırız. Sâdece okumayı, yazmayı, düşünmeyi öğretmekle kalmaz böyleleri, hâlleriyle de edep telkin eder, yol yordam öğretir ve yolumuzu bereketlendirirler.

Gönül rahatlığıyla bu öğrenme sürecinin hiç bitmeyeceğini söyleyebiliriz.

Bu süreçte sadece güzellerden mi öğreniriz? Hayır. Çok değil, az biraz kültür sanat mahfillerinin havasını teneffüs edince şaşkınlıkla fark ederiz ki “işler başka türlü yürüyor ”dur. Sözde ilkeli duruşların zemininde bir eyyamcılık, mahviyet içeren söylemlerin gerisinde bir enâniyet kendini hissettiriyordur. Üstelik herkes de bundan yakınıyordur.

Bu sefer de “gönül rahatlığıyla” bu durumun, bu yakınmanın devam edeceğini söyleyebiliriz.

Dünya döner. Biz öğrenmeye devâm ederiz.

Farklı genel yayın yönetmenleri ve editörler karşımıza çıkar. Ayrıca isimlendirmeye gerek bile yok. Bir şair, yazar aynı zamanda derginin başındadır. Genellikle hem yayın yönetmenliği hem de editörlük yaparlar. Gayretlidirler. Bâzısı gerçekten kendisini yaptığı işe adar. Hayret ederiz. Normalde herhangi birinin vakit ayırmayacağı -gerçekten vakit ayırmaya değmeyecek bir eser de olabilir elimizdeki- şiirimize, yazımıza emek verirler. Hiç ummadığımız bir seviyeden bizi muhatap alırlar. Hatta içten içe “bugüne kadar hiç adam yerine koyulmamışım” bile deriz. Bâzısı da, iyi niyetli de olsa, boğar bizi. “Bizim çektiklerimizi gençler çekmesin” diye düşünerek hareket ederler etmesine ama gençliklerinde yaşadıklarından fazlasını gençlere yaşatırlar. Bu durumu “işin doğası”  ortaya çıkarıyor olabilir. Çünkü zaman hızla geçiyor, yeni zaman yeni birtakım gereklilikler ortaya çıkarıyor.

Yürümeye devam ettikçe ihânet hikâyeleri duymaya başlarız. Birleri birilerine ihânet etmiştir. O birileri de başka birilerine ihânet etmiştir. Kendisine ihânet edilenler de falancaya sadâkat göstermemişlerdir. Anlatılanlar bu doğrultuda uzar gider. Aynı hikâyeyi farklı kişilerden farklı mekânlarda farklı biçimlerde defâlarca dinleriz. Mümkün olsa da dinlediklerimiz bugün Kurosawa’nın kadrajına girse Roshomon’u müsveddeye çevirecek bir kurgunun ortaya çıkması mümkündür.

Sâdıklardan olmak ve sadâkat gösterilmeye lâyık olmak söze dökülmeyen bir iddia olarak hep kendisini hissettirir. Bu hissin şekillendirdiği bir atmosferde zaman zaman göğsümüz daralır, ateşimiz çıkar.

*

Bu sâdakat bahsinde bir teşehhüd miktârı duralım ve düşünelim:

Sadâkat bekleyenlerin kaçı “sâdıklardan” olarak bulundukları yere gelmiştir?

Çok azı…

Sâdıkları az konuşmasından ve yükü sırtlamasından biliriz.

Gençlere haddini hududunu öğretmek isteyenlerin kaçı bulundukları yere had hudud gözeterek gelmiştir?

Çok azı…

Had hudud gözetenleri, insan onuruna yaraşır biçimde ve birtakım dünyalık hesaplara dayanmaksızın ilişki kurmalarından, hukuk gözetmelerinden biliriz.

İşte o “az” baş tâcıdır.

O “az”ı piyasaya şöyle bir bakınca ilk elde göremeyiz. Organize olmuş herhangi bir hareketin heybesine sığmazlar. Sığmadıkları için de onları şahsiyetlerinin gerektirdiği bütünlükte görebilecek imkânlardan mahrumuzdur.

Böyleleri sadâkati kendi varlıkları ekseninde düşünmezler. İnsanlarla, özellikle gençlerle ilişkilerini kendi yayın organlarındaki yazma ısrarına göre belirlemezler. İhsanda bulunarak gönüllü kölelerden oluşan bir hareket devşirme, kadro oluşturma çabası içerisine girmezler. İmkânları nispetinde ihsanda bulunmuş olmayı kulluk bilinci içerisinde algılayarak ihsanda bulunduklarından bir şahsiyet olmalarını ve yalnızca kulluğa değer olana sâdık kalmalarını beklerler. Böylelerinin ihsânı bizâtihi bunu telkin eder.

*

Hicrî yeni yılın hayırlara vesîle olmasını temennî ederim.

Cumânız mübârek olsun.

 

| metin için kullanılan resim Peyami Gürel‘e aittir

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. HAZIRKITA'nın genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz