Koçbaşı Saadet 28

Koçbaşı Saadet

 

1

Siyasetin gündemini seçim ittifakları belirliyor. AK Parti ve MHP’nin mutabakatı sonrasında oluşan “Cumhur İttifakı” irili ufaklı bütün partileri belli bir arayış içerisine girmeye şimdiden zorluyor.

Cumhur İttifakı’nın ekseninde Cumhurbaşkanı Erdoğan yer alıyor. Sadece seçimler üzerine yapılan hazırlıklarda değil günümüz Türkiye’sindeki bütün siyasi denklemler de ya onun yanında ya da karşısında kurgulanıyor. Erdoğan siyasetinin sınırları, biçimi vs. belli. Hal böyle olunca Cumhur İttifakı’nın nasıl bir yol tutturacağından çok, Erdoğan ve onun temsil ettiğine inandıkları değerlerin karşısında konumlananların nasıl bir siyaset geliştirecekleri merak konusu olmuş durumda.

Bu merakın merkezinde AK Parti’den sonra en çok oyu alan parti olarak CHP’nin yer alması gerekirdi. Fakat CHP’nin kendi adayıyla mı yoksa bir önceki seçimdeki gibi bir “çatı adayı”yla mı seçimleri gideceği bile henüz netleşmiş değil. Diğer taraftan CHP’de –sözde “adalet” yürüyüşünde aynı kareye girerek yaptıkları egzersize rağmen– “Erdoğan’ı başkan yaptırmama” paydasında HDP ile birörnek siyaset yapmanın ortaya çıkarabileceği bilanço tedirginlik yaratıyor.  Aynı şekilde İYİ Parti de bu şema içerisinde kendine has bir siyaset damarı yakalayabilmiş değil.

İlginç bir şekilde Ocak ayının ortalarından itibaren Erdoğan karşıtı ittifak dolayımında bir Saadet Partisi (SP) yoklaması başladı. Erbakan yaşarken ona envai çeşit zulmü reva gören odaklar “milli bir kahraman olarak Erbakan” anlatısı dahilinde SP tabanının eleştirilerini CHP, İYİ Parti, HDP gibi partilerin tabanındaki eleştiri havzasına taşımaya başladılar. Hatırlarsınız, Madımak Oteli’ndeki meşum hadisenin gerçekleştiği dönemde Sivas Belediye Başkanı olan Karamollaoğlu’nu olayın sorumlularından ilan eden çevreler aynı şekilde yine Erbakan’ın ölüm yıl dönümü nedeniyle 2017’de Karamollaoğlu ile aynı kadraja girmiş ve  FETÖ için araçsallaştırılmış bir “adalet”, “hukuk” söylemiyle Erbakan’ı yad etmişlerdi. Daha öncesine giderek SP’nin söz konusu çevrelerce nasıl markaja alındığı üzerine örnekler vermek mümkündür.

*

SP’nin 18 Ocak’ta gerçekleştirdiği “Ulusal Basın Buluşması” belirli medya kuruluşlarında öne çıkarılarak haberleştirildi.

Benim SP’ye ilişkin bir elin “yol açma” yönünde harekete geçtiğini ciddi şekilde düşünmeye başlamam ise Fehmi Koru’nun 22 Şubat’ta yayınladığı yazıdır. Yazıda Koru, oldukça zorlama yorumlarla adeta bir “Saadet destanı” yaratmaya çalışıyor. SP’nin Cumhur İttifakı’na dahil olmamasının partiye büyük bir fırsat sunabileceğine dair fikir egzersizleri yapıyor. En önemlisi de Milli Gazete ile TV5’in kaliteli bir yayın çizgisine girdiğine dikkat çekiyor. (Bu yayın çizgisinin bağlamı üzerine düşünmekte yarar var.)

Bu yazının ertesinde (23 Şubat) Aydınlık’ta Sabahattin Önkibar imzasıyla yayımlanan bir yazı var. O yazıda, söylemleri yüceltilen Karamollaoğlu “bakanlık ve milyonlarca dolarlık avantaya hayır diyen namuslu ve milli” biri olarak okura takdim ediliyor.

Aydınlık’taki bu yazının hemen ertesinde (24 Şubat) ise bu defa Hürriyet’te Ahmet Hakan’ın “Erdoğan’ın oyun planını bozan parti: Saadet Partisi” başlık yazısı yayımlandı. Konuya ilişkin kısa değerlendirmede “oyun bozan” bir parti olarak takdim edilen SP’nin potansiyeline işaret ediliyor.

25 Şubat’ta da Gezici Araştırma Şirketi’nin başkanı Murat Gezici’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı en güçlü adayın Akşener olduğu ve SP’nin seçimlerde barajı geçemiyor olmasına rağmen yüzde 10’luk bir seçmen kitlesini temsil ettiği açıklaması merkez medyada ön sıralarda kendisine yer buldu. Gezici açıklamasındaki SP’nin AK Parti içerisindeki yüzde 8’lik bir kitleyi etkileyebildiği; partinin milli görüşçü, muhafazakar ve dindar kesim üzerindeki etkilerinin çok fazla olduğu, iktidara karşı muhalefet yapıyor olmasının seçmene ‘bir bildiği vardır’ dedirttiği vb. hususlar özellikle öne çıkarıldı.

Bu doğrultuda birçok haber, yazı, yayın örneği bulunabilir.

Dikkati çeken husus şudur: Millilik anlayışında ayrışan, FETÖ bahsinde farklı saflarda duran, Erdoğan’ın politikalarına ilişkin farklı söylemler ortaya koyan yapıların medya organları el birliği içerisinde SP’yi mütedeyyin-muhafazakar seçmen kitlesine takdim ediyor. (Ortak noktaları Erbakan hayattayken onun siyasetine karşı her türlü kirli girişimi desteklemiş olmalarıdır. 28 Şubat sürecinde merkez medya önemli bir rol üstlenmişti. Yukarıda adı geçen gazetelerde hala 28 Şubat’ın ateşli şekilde –hedef saptırarak– savunulduğu yazı ve haberler görebilirsiniz.)

Karamollaoğlu’nun açıklamaları göstermektedir ki Saadet Partisi kendisinden beklenen doğrultuda bir muhalefet dilini sahiplenerek Cumhur İttifak’ını hezimete uğratmak için CHP, İYİ Pati, HDP gibi partilerin koçbaşı olarak kullanılmayı reddetmeyecek.

2

Koru’nun, Milli Gazete ile TV5’in yayın çizgisine “kalite” atfetmesi ayrıca üzerinde durmayı hak ediyor. Çünkü belli bir süredir Milli Gazete’nin kültür sayfasında ve köşelerindeki hareketlilik, TV 5’te yayına başlayan bazı programlar dikkatimi çekiyordu. Sözünü ettiğim, şair, yazar ve öykücülerin de dahilinde oldukları bir “hareketlilik”. Revaçta olan “Erdoğan’dan nefret et+nefretini İslami bir dil ile söze dök” formülünü benimseyerek sığ değerlendirmeler yapan kanı deli gençlerden “ağır abi” ve hoş sohbet İslamcı abilere, belli bir çizgiye sahip şairlerden öykücülere kadar genişleyen bir kadro Milli Gazete ve TV 5’te kendisine yer buluyor. Doğal olarak onlar kendi gündem ve çevrelerini sahip oldukları dikkat üzerinden köşelerine ve programlarına taşıyorlar. Bu durum şöyle bir etki uyandırıyor: Türkiye’deki kültürel iktidar tartışmalarının bugüne kadar mağdur edilmiş, yok sayılmış tarafı kendisine Milli Görüş medyasında yer bulabiliyor. Denilebilir ki bugün “kültürel iktidar meselesi kendilerine ihale edilmiş çevreler var ve onların yayın organları geniş ölçekte ‘Türkiye’nin esmerleri’ne alan açma işlevini zaten görüyor”. İşte o işlevden değişik (tekelleşme vb.) nedenlerle rahatsız olan yahut o mecralarda kalem oynatan kadrolarla şahsi sorunları olanlar doğal bir akış içerisinde Milli Görüş medyasına akıyor. Milli Gazete’de, TV 5’te gündeme getirilen meseleler, kendisine yer açılan kişiler, kitabı takdim edilen, hakkında konuşulan yazar, çizerler mütedeyyin ve muhafazakar kesime bir şekilde tesir ediyor. Bu açıdan, Milli Görüş çizgisinin stratejik bir sosyal kültürel atılım içerisinde olduğunu söylemek mümkündür.

Her ne kadar bağlamı, rengi farklı görünüyor olsa da bu “atılım” FETÖ adına “adalet” talebinde bulunanların, Türkiye’den terörle mücadele yasalarını yumuşatmasını isteyen Batı’nın, İslam’a karşı karın ağrısı olan ve hala Kemalist devrimi tahkim etmekten söz eden çevrelerin lehine gerçekleşen bir atılımdır. Hepsi bu millete bir bozgun yaşatmanın ve bozgun sonrasında da en çok ganimeti toplayarak Türkiye’ye hükmetmenin hayalini kuruyor.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz