Kafkasya’da Rus Yayılmacılığı ve Çerkeslerin Osmanlı Coğrafyasına Sürgünleri 4

Kafkasya’da Rus Yayılmacılığı ve Çerkeslerin Osmanlı Coğrafyasına Sürgünleri

20 Kasım 2019 Çarşamba günü, Mardin Artuklu Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Caner Yelbaşı (Dr.), gerçekleştirmiş olduğu “Kafkasya’da Rus Yayılmacılığı ve Çerkeslerin Osmanlı Coğrafyasına Sürgünleri” başlıklı seminerde; Çerkeslerin Kafkasya’daki Rus yayılmacılığından nasıl etkilendiklerini, bu yayılmacılık politikası sonucundaki göçlerini, sürgünlerini ve Osmanlı İmparatorluğu’nda iskân edilmelerini değerlendirdi.

Genç tarihçi adayı ve yüksek lisans öğrencisi Cihan Çaça, önemli dikkatler içeren notlarını HAZIRKITA’ya ulaştırdı.


Caner Hoca’nın sunumunun, akademide ve gündelik yazında ihmal edilen bir konu olarak, özelde Çerkeslerin Osmanlı’ya sürgünleri, genel anlamda ise Rus yayılmacılığının tarihsel bir örneğini işaretlemesi bakımından önemli olduğunu düşünüyorum. Sunumun genel hatlarına değindiğim bu notların, konuya ilgi duyanları daha ileri okumalara götürmesini ümit ediyorum. Caner Hoca’nın yakın bir tarihte İletişim Yayınları’ndan çıkacak olan “Türkiye Çerkesleri: Osmanlı’dan Türkiye’ye Savaş, Şiddet, Milliyetçilik” kitabını da, 1918 sonrası Çerkezlerin durumunu ele alan bir çalışma olarak şimdiden haber vermiş olayım.

*

Sunumda evvela Çerkeslerin kim olduğundan ve nerede yaşadıklarından bahsedildi. Buna göre; Çerkes kavramı, 19. yüzyıl Osmanlı’sında birkaç şekilde ifade edilmiştir. İlk tanımlamaya göre; Hazar Denizi ile Karadeniz arasında kalan bölgede yaşayan herkes Çerkes olarak adlandırılmıştır. İkinci bir tanıma göre ise; sadece Kuzeybatı Kafkasya’daki, Abhazlar, Adigeler ve Ubıhlar Çerkes olarak isimlendirilmiştir. Diğer bir tanım ise; sadece Adige’leri Çerkes olarak kabul etmektedir. Çerkesler, henüz ulus devletin oluşmadığı bir dönemde Osmanlı Devleti’ne geldikleri için bu şekilde karmaşık bir tanımlama yapılmıştır.   

Kafkasya ilk olarak Osmanlı Devleti’nin gündemine, İstanbul’un fethinden sonra, özellikle 1460’tan sonra girmiştir. İstanbul’un alınmasından sonra Karadeniz’de de etkili olmak isteyen Osmanlı, Kafkasya’nın kıyı bölgelerinde, ticareti kontrol etmek amacıyla asker bulundurmuştur. Rusya ise 1550’lerden itibaren bir siyasi birlik olarak ortaya çıktıktan sonra özellikle Büyük Petro döneminde kendini dünyadaki emperyal güçlerden biri olarak tanımlayınca, Kafkasya’ya hâkim olunması gereken bir bölge olarak bakmıştır. 1750’den itibaren Rusların kuzeyden aşağıya doğru inmeye başlamalarıyla, Kafkasya’da iki direniş hattı oluşmuştur. Birincisi, Doğu Kafkasya’da Şeyh Şamil isimli Dağıstanlı bir liderin öncülüğünde başlatılan direniş, ikincisi ise batıda Çerkeslerin oluşturduğu direniştir. Kırım Savaşı’nda İngiltere, Fransa ve Osmanlı Devleti’nin Rusya’ya karşı bir üstünlük elde edemediği 1856 tarihinden sonra ise Ruslar bütün birliklerini Kafkasya’ya sevk etmişlerdir. Rusya bu tarihten itibaren Kafkasya’nın tamamını topraklarına katmak için bir hareket başlatmıştır. 1859 senesinde, Doğu Kafkasya’daki direniş hattı kırılmış ve direniş lideri Şeyh Şamil esir edilmiştir. Daha sonra Rus birlikleri batıya yönelmiş ve 1864’e kadar burada savaş devam etmiştir.   

Çerkeslerin bir kısmı, 1750’lerde Rusların güneye inmeye başlamalarıyla birlikte Kafkasya’dan göç etmiş, daha sonra 1830’larda Rusların daha hızlı ilerlemeleriyle de Çerkeslerin büyük bir kısmı buradan zorla sürgün edilmiştir. Bu olayların ardından 1860’larla birlikte Rusların Çerkesler üzerinde soykırım uyguladıklarına dair tartışmalara neden olan durumlar yaşanmış, sivillere yönelik büyük katliamlar gerçekleştirilmiştir. Birleşmiş Milletler’in soykırım tanımına göre; bir ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel bir grubu tamamen veya kısmen yok etme kastıyla gerçekleştirilen eylemler, soykırım olarak adlandırılmaktadır. Burada özellikle ‘kasıt’ kelimesi üzerinde durulması gerekmektedir. Rus birlikleri, eylemlerini Kafkasya’daki Çerkesleri ortadan kaldırma kastı ile mi yaptı? Önceden planlanmış bir imha siyaseti var mıydı? Durumun soykırım olarak adlandırılabilmesi için kasten yok etmeye yönelik bir eylem meydana gelmiş olmalıdır. Başlangıçta Rusların, bütün Çerkesleri yok etmeye yönelik bir girişimde bulunmadıkları görülmektedir. Ancak olayın vardığı sonuca baktığımızda sahada uygulanan şey, yapılan, ‘soykırım’ tanımına uymaktadır.

Rusya, 21 Mayıs 1864 tarihinde Kafkasya’daki savaşı sonlandırdığını ilan etmiştir. Bu tarih Ruslar için zafer anlamına gelirken, Çerkesler tarafından sürgün ve soykırımın tarihi olarak anılmaktadır.

1860’lardan itibaren 10-15 yıllık bir süreç içerisinde bölgeden sürgün edilen Çerkeslerin sayısı 1 milyon 200 bin olarak bilinmektedir. Ancak ilk 5 yıl içerisinde sürgünler yoğun olarak gerçekleştirilmiş, yaklaşık 500 bin kişi ilk 5 yıl içerisinde sürgün edilmiştir. Sürgün sırasında, yol şartlarının kötülüğünden ve salgın hastalıkların ortaya çıkmasından dolayı 400 bin ile 600 bin arasında kişi hayatını kaybetmiştir. Rusya ile Osmanlı Devleti arasında yapılan, Çerkeslerin Osmanlı topraklarına kabulü ile ilgili anlaşma 40-50 bin Çerkesi kapsamaktadır. Bu sayının çok üzerinde insan Kafkasya’dan Osmanlı limanlarına gelince, Osmanlı Devleti hem ekonomik olarak hem de kapasite olarak böyle bir duruma hazır olmadığı için, Çerkeslerin topraklara yerleştirilmesi konusunda sıkıntılar yaşanmış, bu sırada artan salgın hastalıklar sebebiyle de limanlarda her gün yaklaşık 250-300 kişi hayatını kaybetmiş ve bu durum 4-5 ay kadar sürmüştür. Bu durum karşısında, başkent İstanbul’da daha farklı sorunlar ortaya çıkarmasından endişe edildiği için, Çerkes muhacirlerin İstanbul’a getirilmeleri yasaklanmıştır. Bunlar yaşanırken Rusya, 21 Mayıs 1864 tarihinde Kafkasya’daki savaşı sonlandırdığını ilan etmiştir. Bu tarih Ruslar için zafer anlamına gelirken, Çerkesler tarafından sürgün ve soykırımın tarihi olarak anılmaktadır.

Osmanlı topraklarına gelen Çerkeslerin yoğun olarak yerleştirildiği iki hat bulunmaktadır. Birincisi; Sakarya şehrinin Karadeniz kıyısından İzmit, Bilecik, Bursa, Balıkesir şeklinde devam edip Çanakkale köylerine kadar ulaşan yay şeklinde bir hattır. İkincisi ise Sinop, Samsun üzerinden Çorum, Amasya, Kayseri, Maraş, Adana ve Hatay’a kadar güneye inen, o dönemde Osmanlı’ya ait olan Ürdün, Suriye ve İsrail’in de dahil olduğu yerleşim güzergahıdır. Daha dağınık olarak bulundukları, Eskişehir, Ankara, Konya, Diyarbakır, Muş, Bitlis gibi şehirler de Çerkeslerin yerleştikleri bölgeler arasındadır.

Çerkeslerin, Sakarya-Çanakkale hattı gibi başkent İstanbul’a yakın bölgelere yerleştirilmiş olmaları, o dönemde bir tehdit unsuru olarak görülmediklerini ortaya koymaktadır. Nitekim, sürgün edildikleri sırada yakın olan diğer bölgeleri değil, halifenin bulunduğu Osmanlı Devleti’ni seçmeleri, Çerkeslerin Osmanlı’ya yakınlık duyduğunu göstermektedir. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra, Türkiye’nin ulus devlet olarak inşa edilmesiyle dönemin tek tipleştirme politikaları, o dönemden itibaren Çerkeslerin sıkıntı yaşamalarına sebep olmuştur. İmparatorluktan ulus devlete geçiş sürecinde, özellikle 1945’e kadar olan dönemde Çerkeslerin varlıkları tehdit olarak görülmüş ve asimile edilmeye çalışılmışlardır. Bugün Rusya’nın hakimiyeti altında bulunan Kafkasya’daki özerk cumhuriyetlerde yaşayan Çerkeslerin nüfusu 1 milyondur. Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin sayısı ise 3 milyon civarındadır.

Aktaran: Cihan Çaça

Bir Cevap Yaz