İyi Şiirler Antolojisi – II 30

İyi Şiirler Antolojisi – II

 

Gerçek sanat eseri; günlük, haftalık, yıllık periyotlar ve planlar içerisinde bir “yaşayan” olarak sıkıştığımız boyutun tekdüzeliğini kıran, hayata rutinler dışı yeni bir alan açan ve o alanda bize nefes aldıran, sorgulatan, sorgulayan, dinleyen, dinleten bir durum yaratır. Sırf bizi körelten ve uyuşturan o ezberden kurtardığı için bile hayranlığımızı kazanan ve sanatçısına teşekkürü hak eden bir şey değil de nedir sanat? “…bazı sanatçılar var, hayatın gerçek değerlerini hissetmemizi sağlarlar. Bu, onların ömürleri boyunca sırtlarında taşıdıkları bir yüktür ve biz bu yüzden teşekkür borçluyuz.” der Tarkovski, Zaman Zamanın İçinde isimli günlüklerinde. Öyleyse bu yazı ve yazı dizisi de, “iyi sanat” arayışımıza katkı sağlayan bütün “iyi sanatçılara”, bütün “iyi şairlere”  bir teşekkür olarak gelsin.

Bu bölümün şiirini seçerken hiç zorlanmadım, zaten ilk okuduğumdan beri aklımda olan bir şiirdi. Sonra fark ettim ki bu şiir üzerine bir şeyler söylemek, şiiri seçmek kadar kolay değil! Bu şiirle bir okur olarak aram çok iyiyken, bir yazar olarak ilişkimin oldukça gergin olduğunu itiraf etmem gerek. Bazı şiirler vardır, iyi şiirlerdir de fakat zaten üzerinde fazlasıyla konuşulmuş, yeterince söz söylenmiş ortalama bir edebiyat ortamı şiiridir ve onun hakkında söylenecek şeyler aşağı yukarı bellidir, yazı yazarken sizi hiç zorlamazlar. Ama bu şiir için böyle bir kolaylık söz konusu olmadığı gibi fark edeceksiniz ki okurken de okuru zora davet eden bir yapısı var çünkü her gün dergi sayfalarında, şiir kitaplarında karşılaşabileceğimiz bir şiir değil kendisi. Kendisini tanıtayım, Salim Nacar imzalı, Döşeğimde Doğrulurken şiiri.

Büyük şiir gelenekleri vezin imkanları üzerine kurulur.*   Muhtelif dillerdeki vezin sistemleri farklı ilkelere dayanır. Çünkü her dilin ritmi kendi karakterinden doğar.** Aynı zamanda ritmi etkileyen bir diğer faktör de dilin geçmişi yani o dilin ait olduğu kültürdür. İnsan, güçlü bir ritme sahip sanat eserini, başlangıçta sevmese bile giderek alışacak ve sevecek bir yapıya sahiptir. Farklı bir kültüre ait sanat eserini ilk etapta sevemeyişimiz o kültüre ve o kültürün ritmine yabancı oluşumuzdan kaynaklanmaktadır. Yine aynı şekilde daha önce çok da benzeriyle karşılaşmadığımız halde ve hatta zihnimizde şekillendirdiğimiz klasik şiir anlayışına tam olarak uymadığı halde bir şiiri seviyor oluşumuz ise bizim kültürel kodlarımıza, geçmişe ait ritim algımıza uyuyor olması nedeniyledir.

Döşeğimde Doğrulurken, geçmişte var olan ve toplumsal hafızamızla bize aktarılan vezin ve ritim geleneğine hitap ettiği için günümüz şiir ortamındaki şiirlerden farklı olması nedeniyle yadırganması gerekirken, tam tersine okuyucuyu kuşatabilmektedir. Öyle ki, bir okur olarak geriye dönüp baktığımızda, ben bu şiirin neden etkisinde kaldım, diye sorgulayabilmekteyiz çünkü diğer şiirlere verebildiğimiz gibi hızlı bir cevabımız olmayacaktır bu şiir için. Ben ise, bu sorunun karşılığını ararken, oyumu, “geçmiş şiir hafızası ve ritim” üzerine kullandım sayın okuyucular. Böylece geçen yazıdan kalan ritim konusuna, bu şiir aracılığıyla devam etme imkanı da bulmuş olacağım.

Şiir için kelime seçimi, hayati önem taşır çünkü yanlış bir kelime ile, şiirin bütün havasını değiştirebilir, ritim de bozulacağı için okuyucunun dikkatini dağıtabilirsiniz. Yanlış bir söz öbeği hele de klişe birkaç söz öbeği seçimi ile ise, şiiri direk edebiyatın tozlu raflarına (hatta varsa öyle bir şey, şiir çöplüğüne) gönderirsiniz. Döşeğimde Doğrulurken’deki her bir kelime, şiirin bütünlüğüne tek bir toz kondurmayacak şekilde ve muhtemelen ciddi bir emekle seçilmiş çünkü görüleceği üzere hemen hemen hepsi birbiriyle uyumlu ve günümüz konuşma dilinden uzak ifadeler. Eğer şair günümüz konuşma dilini kullansaydı elbette çok daha kolay bir iş başarmış olacaktı ama o zaman bu ritim havasını vermesi mümkün olur muydu bir düşünelim. Yakın geçmişten gelen bir vezin, yine yakın geçmişimize ait kelimeler ile ancak böyle bir etki yaratabilirdi. Dolayısıyla bu tarz bir şiir yazmanın bir başka zorluğu da metnin hem vezin hem kelime seçimi açısından şairi, diğer şiirlerden daha fazla kısıtlaması. Modern zamanlarda, iyi bir sanat eserinin, hiçbir kısıtlamanın olmadığı imkanlarda ortaya çıkacağına inandık. Yalnız şunu eklemeden geçemeyeceğim ki bazı kısıtlamaların, engellerin, belli başlı kuralların, sanatçıyı ve sanatını zorlaması, bazen ortaya çok daha güzel ve üst seviye eserler çıkmasına neden olmuştur.

İnsan, zamanı, yaşadığı ritmik parçalar ve tekrarlar sayesinde algılar ve varlığının farkına bu ritimler ile varır; bu sebeple, evrende akıp giden ritmi, sanatla, müzikle, şiirle anlamaya çalışmıştır. “ ‘Varoluşun birliği’ veya ‘gerçeğin birliği’ (vahdetü’l vücud) fikrini ifade etmek isteyen bir sanatçının hizmetinde gerçekte üç vasıta vardır: birliği mekan düzeyine tercüme eden geometri, bunu zaman düzeyinde –ve dolaylı olarak mekan düzeyinde de- açığa vuran ritim ve Varlık sınırlı varlıklara ne ise görülür formlara o olan ışık.” der Titus Burckhardt ‘İslam Sanatı Dil ve Anlam’ kitabında. Ritim, zamanı algılamamızı sağlarken, anlamı ikinci plana atabilir ve bunun gerçekleşme sürecini yadırgamayışımız beni hep hayrete düşürmüştür. Mesela insanın, zikir ile meşgulken, sayısız tekrarlarla vardığı yerde, söyledikleri bulanıklaşır, anlamın kendisine dikte ettiği dersten ziyade bir hal oluşur. Açılan bu yeni hal başka bir deneyim sunar insana. Döşeğimde Doğrulurken gibi şiirler de böyledir, yoğun ritim ve tekrarın içinde anlamı bazen kaybedersiniz ama yine de büyük bir iştiyakla şiiri okumaya devam edersiniz. Bu tip şiirlerde, şiirin sizi yönetmesine izin vermelisiniz ki akış ve ritmin sizi götürmek istediği yere götürsün ve gündelik hayattaki tecrübelerden daha farklı bir tecrübe yaşatabilsin size. (Burada, anlamsız ritim olur mu, ritim ancak anlamla olur vb. bir tartışmaya hiç girmeyeceğim çünkü bu üzerinde düşünülmesi gereken çok daha uzun bir konu, sadece bu mevzuda kendimce ufak bir perde aralamakla yetineceğim.)

Toparlamak gerekirse, Döşeğimde Doğrulurken’in isminden de anlaşılacağı gibi zamanı temsil ettiğini düşünüyorum. Ki ritim de bir zaman aracıdır dedik zaten. Şiirin ismi kısa bir an’ı ifade ederken, şiirin bütünü uzayan, karmaşık ve birkaç yaşam karesini bir arada barındıran uzun anlar toplamı olarak görülmektedir. Bu durum ise tam olarak hayat tecrübemizle bire bir uyuşuyor olmasıyla hiç yadırganmayacak bir durumdur. Belli ki şair, uyanmış, yatağından kalkarken ki kadar kısa bir süre içerisinde, bütün bu düşünce yoğunluğu ile mücadele etmiştir. Bizim hareket hızımız, düşünce, hayal hızımızdan daha yavaştır ve düşünürken zihnimizden akıp gidenler içerisinde, bazen tamamlanmış bir hikaye bazen ise bir hikayenin tek bir karesi yer alır. Döşeğimde Doğrulurken’i okuyanlar da bazen birkaç mısra devam edecek uzun bir söylemi takip ederken bazen de gelip geçen görüntüler yakalamakla yetineceklerdir.

 

*    Adem Can, Şiir /de/ Ritim, Birleşik Yayınları, Temmuz 2015, s. 55

** Adem Can, Şiir /de/ Ritim, Birleşik Yayınları, Temmuz 2015, s. 53

 

DÖŞEĞİMDE DOĞRULURKEN

 döşeğimden doğrulurken kös çalan takunyacı

apşak tekin değil diyor, varmaz gün haylazına

ağzı birlik eden marif, tank göçüren su burcu

sak görünüp yıllar yılı uyuyan dalgacına

 

kiriş geçen butlu yayın destesi durul berat

biyograf özür beyan, hicret bestesi karaşın

halk da tabir olur ya, meydan düştü, kösülü at

yekten direz ördürürler, gün sağına hallacın

 

seni de mi göğsü dulda seni de mi alnı der

üleşmek istediler, üleşmek kanı kızıl haç

şaylığın hatırına açmayaydı sümbül teber

kızlık yılı toprak yavan, döş dövülün karnı aç

 

tam takır kutlu tayın kabara gün kara divan

mislini canını candan koymasın diye beri

uydu şahadetine dur ancacık aklı tavan

dönülecek mevsimdi amma, bak dönmedi geri

 

gör işte şu sağ mı yanı elleriyle kapanmış

ya Allah! gök kenardan, ak biti veriliyor,

mühür aymış civarda bir mesleğe tapulanmış

onu da dil tarayan saçları biriktiriyor

 

seni de mi göğsü dulda seni de mi alnı der

kavuşmak istediler de hep kavuşmak yetmiyor

bıçağı hayra yordum, açtı şükür sümbül teber

dedim öldürmeyen Allah elbet de öldürmüyor.

 

Salim Nacar

(Kaygusuz Dergisi, (Ekim-Aralık) 01. Sayı)

 

| metin için kullanılan resim Peyami Gürel‘e aittir

Bir Cevap Yaz