Daha Fazla Başyazı
Zevkiselim

Zevkiselim

6 Eki, 2017
Halil Nasıl? 32

Halil Nasıl?

 

Geçenlerde sinemayla haşır neşir bir dost Twitter’da “Selvi Boylum Al Yazmalım” mı “Vesikalı Yarim” mi diye ufak bir anket yapmış. Filmleri gramaja vurup tartmak, birbiriyle yarıştırmak elbette mümkün değil. Haliyle burada bu iki olağanüstü filmin hangisinin izleyenini daha derinden vurduğu soruluyor. Çok zor bir soru… Benim için Küba’ya mı gitmek istersin Peru’ya mı, Medine’ye mi gitmek istersin Kudüs’e mi, şeftaliyi mi daha çok seversin armudu mu, Van kahvaltısı mı Diyarbakır ciğeri mi, Cengiz Özkan mı Muharrem Temiz mi, Karadeniz yeşili mi Akdeniz mavisi mi, PES mi FIFA mı gibi sayısını artırabileceğim sorular kadar zor bir soru. Hatta yukarıda saydıklarımdan da zor bir soru.

Gel gör ki ben bu soruya “Vesikalı Yarim” cevabını verdim. Bir sahne farkıyla Vesikalı Yarim. Sabiha, Halil’in mahallesine gelir. Halil’in babasının kendisini tanıyamayacağını düşünür ama baba bu, anlar ve sorar: “Halil nasıl?”. Şiir, tiyatro, resim gibi başka sanatlar varken insanoğlunun neden sinemaya da ihtiyaç duyduğunu sorsalar bu sahneyi gösteririm. Sinemayı sanat yapan şey bu olsa gerek… Başkaca anlatılmayacak olan bir hissi kısa bir sahne ve replikle izleyenin tam kalbine indirmek. Fransız yönetmen Robert Bresson’un izleyicilerin filmlerimi anlamasından önce hissetmesini tercih ederim diye bir sözü var. (Bresson’un filmlerini maalesef izleyemedim ama sinemaya dair yazdıklarını sinematografi üzerine notlarını mutlaka okuyun derim. Kendisi sinema filozofudur.) “Vesikalı Yarim” işte tam da Bresson’un dediği üzere anlamaktan önce hissedilecek bir filmdir. Gerçi Türk sineması neredeyse bütünüyle bir “hisler sineması”dır, “anlamak” her zaman “hissetmek”ten sonra gelir.

Diyeceğim o ki “Vesikalı Yarim”in yeri bambaşkadır. Aynı senaryoyu dönemin diğer yönetmenlerine vermiş olsaydık muhtemelen yine bir başyapıt ortaya çıkardı, yine unutulmaz bir film olurdu. Ama o “Halil nasıl” sahnesi, sanırım Lütfi Akad’ın filmin bütün ruhunu o küçücük sahneye yerleştirmiş olmakla ne kadar büyük bir sanatkâr olduğunu ortaya koymuştur.

Bir şey daha var: Bizim memlekette bir gecede evi, tarlayı, bütün terekeyi işret gecelerinde bitiren delikanlı hikâyesi çoktur ve bu kişiler çoğunlukla hayırsız evlat, koca olarak literatüre geçer. Halil’in hikâyesi de biraz böyledir. Ne ki kızamayız ona, âşık olmuştur işte adam. “Ey aşk elbet başındasındır bela kitabının.” Halil’e kızamayız, Sabiha’ya da ama Halil’in karısına çok üzülürüz, çok hem de. Herkes mâsumdur ve herkes vurgun yemiştir.

“Selvi Boylum Al Yazmalım”a gelince… Kızımın diğer adı Asya. Söyleyeceklerim bu kadar.

Tabi bir de bu iki büyük filmde de başrol oynayan Türk sinemasının tartışmasız en büyük kadın oyuncusu Türkan Şoray’dan da bahsetmek lazım.

Yavuz Turgul bir söyleşisinde “bir filmin târif edilemeyen bir ruhu vardır, filmin başarısını bu sağlar” demişti. Oynadığı nerdeyse bütün filmlerde Şoray’ın sadece yüzüyle, gözleriyle değil bütün ruhuyla oynadığını düşünürüm hep. Hani vardır ya bilmem hangi Holywood yıldızı rolüne hazırlanmak için 47 kilo verdi, yok şunu yaptı, yok bunu yaptı gibi şeyler. Şoray “Vesikalı Yarim”de Sabiha’nın ruhunu alır (ya da ruhunu verir), Asya’da da öyle… Role hazırlanmaz, karakterin kendisi oluverir. Böylece oynadığı filmlerdeki o târif edilemeyen ruha kendi ruhunu da bağladığı için filmleri unutulmazdır. Dolayısıyla “Vesikalı Yarim” de ve “Selvi Boylum Al Yazmalım” da şaheserdir.

*

Bu vesileyle Twitter’da “Selvi Boylum Al Yazmalım” mı “Vesikalı Yarim” mi sorusunu soran güzel insan Fatih Mutlu’ya da selam olsun.

Yunus Melih Özdağ

1984 Van doğumlu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İ.İ.B.F. İktisat Bölümü mezunu.(2008) İlk şiir kitabı Uzun Hava 2012'de yayımlandı. Ankara'da bir kamu kurumunda çalışıyor. Evli ve bir kızı, bir oğlu var.

Bir Cevap Yaz