Dilharap’ın Düşündürdükleri 39

Dilharap’ın Düşündürdükleri

 

Hâfızamızı tâzeleyen, tâzelemekten öte -klişe bir ifâdeyle- “târihin tozlu rafları arasında” yitip gitmiş parçaları bulmaya ve birleştirmeye yönelen her türlü çabayı takdir ve heyecanla karşılıyorum. Bende bu hisleri uyandıran bir girişimden Fatma Fahrünnisa’nın Dilharap romanının elime geçmesiyle haberdar oldum: “Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi” (1831 – 1928). Tefrika Dizisi çalışmaları, Reyhan Tutumlu ve Ali Serdar’ın imzâsını taşıyan takdim yazısında belirtildiği üzere, Mayıs 2013’te başlamış. TÜBİTAK tarafından desteklenen proje kapsamında Arap alfabesi basılmış 302 Türkçe süreli yayın taranarak bu yayınlarda bulunan roman tefrikaları tespit edilip dijital bir tefrika roman koleksiyonu oluşturulmuş.

Değişik sebeplerden dolayı gazete ve dergi sayfalarında kalmış romanların yayınlanmasını öngören projenin sâdece Türk edebiyatı özelinde değil düşünce târihimiz açısından da önem taşıdığını söylememiz mümkündür. Bu projenin düşünce târihimiz açısından nasıl bir önem taşıdığını anlayabilmemiz için Fatma Fahrünnisa Hanım ve romanı Dilharap üzerinde durmamız gerekiyor.

1876 ile 1969 yılları arasında yaşayan yazarın Ahmet Vefik Paşa’nın torunu olduğunu öğreniyoruz. Dilharap, 26 Kasım 1896 ile 3 Haziran 1897 târihleri arasında Hanımlara Mahsus Gazete’de tefrika edilmiş. Aynı târihlerde Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası ile Halit Ziya Uşaklıgil’in Mai ve Siyah romanlarının tefrika edildiğinin kuvvetle muhtemel olduğu da belirtilmiş. Fatih Altuğ’un kitabın girişinde yer alan dikkate şâyan değerlendirme yazısında belirttiği şu hususlar oldukça önemli: “Dilharap’ın orijinalliği, konusunun benzersizliğinden çok anlatım tekniğinin inceliklerinde yatıyor. Görünüşte, kurmaca dünyasının dışından konuşan bir anlatıcının, ağırlıklı olarak Mazlume’nin bakış açısını benimseyerek olayları anlattığı bir metinle karşı karşıyayız. Hatta anlatıcı bazen müstakbel okurlarıyla diyaloga giriyor. Bu yönleriyle hem erken dönem Osmanlı romanıyla hem de kadın yazarların anlatıcı tercihleriyle uyumlu görünüyor Dilharap’ın anlatıcısı. Ancak modern romanın en sık kullandığı anlatı tekniklerinden biri olan iç monologa da sıklıkla rastlıyoruz metinde.” Bu bilgiler romanın ilk bölümünde tartışılan meselelerin hangi dönemde, nasıl bir bağlam içerisinde tartışıldığının anlaşılması açısından önem arz etmektedir.

Şunu belirtmekte yarar var. Dilharap yazarın günümüz Türkçesine kazandırılmış tek kitabı değil. Fatma Fahrünnisa Hanım’ın Dilharap’tan hemen önce “Hüdâvendigâr Vilâyetinde Kısmen Bir Cevelan” başlıklı Bursa seyahati yine Hanımlara Mahsus Gazete’de tefrika edilmiş. Bu metnin bir Osmanlı kadını tarafından yazılan ilk seyahatnâme niteliği taşıdığını ve Ahmet Mithat’ın “Sayyadâne Bir Cevelan”ı ile birlikte modern edebiyat alanında üretilen Anadolu’ya dâir ilk gezi kitaplarından biri olduğunu da Altuğ’un yazısından öğreniyoruz. Söz konusu kitap Bursa Büyükşehir Belediyesi Yayınları tarafından “1896 Baharında Bursa” adıyla 2010’da yayımlanmış.

*

Dilharap’ı okurken bir taraftan dönemi için düşündüğümüzde yeni bir tür olan romanın hangi edebi seviyede görünürlük kazandığını değerlendirebilme imkânı bulurken diğer taraftan da tartışmaya devam ettiğimiz birtakım meselelerin köklerini görüyorsunuz. “‘Romanın faydası nedir, zararı nedir?’, ‘Romanın okur üzerindeki etkisi kalıcı mıdır?’, ‘Romanın toplumu daha ahlaklı kılmak gibi bir vazîfesi var mıdır?’ gibi sorularla ifâde edilebilecek birçok konunun kitabın mukaddimesinde tartışılması bu bakımdan önemlidir. Misal roman karakterlerinin diyalogunda şöyle bir değerlendirme ile karşılaşabiliyorsunuz: “Bazı yazarlarımızın İslam ve Osmanlı âdet ve tarzlarını dikkate almayıp Avrupa ahlâk ve tavırlarına göre hikaye yazdıklarını üzülerek görüyorum; mesela hikayenin kişilerinden birinin namahremi olan bir kimse ile yakınlık kurması gibi.” Buradan hareketle, Altuğ’un ifâdesini kullanırsak, roman ve tiyatronun ahlak bozucu yanına, İslam’a aykırı olduğuna inanan birisinin romana ikna ediliş sürecini okuyoruz romanın girişinde. Romanda kendi açımdan tâkibini yaptığım düşünce ise “sanatın etki gücü nedir” sorusu ekseninde gelişti. Sanat eseri öğretir mi, öğretirse bunu nasıl yapar, sanat eseri muhâtabını değiştirme kudretine sahip midir, bir eser muhâtabını geçtim kendi müellifinde bir değişiklik meydana getirecek etkiye sâhip midir gibi çoğaltılabilecek sorularımın eşliğinde okudum Dilharap’ı. (Bu sorular eksenindeki değerlendirmeler ayrı bir yazının konusu.) Anlaşılacağı üzere yazar, roman içerisinde roman tahlili yapmakla kalmıyor, dönem için yeni olarak değerlendirilebilecek bir edebî türün yer yer sınırlarını zorlayarak tâbir câizse el yordamıyla dönemin –bugün de karşılığı olan- genel tartışmalarını dikkatlere sunuyor. Söz konusu projenin düşünce târihimiz açısından da önem taşıdığını vurgulamaya beni yönelten sebep budur.

*

Dilharap, proje kapsamında çıkan Belkıs Sami Boyar’ın kaleme aldığı “Aşkımı Öldürdüm” ve Selahattin Enis imzalı “Orta Malı” romanlarından sonra üçüncü kitap. Özyeğin Üniversitesi’nde yapılan “Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi” projesi kapsamındaki çalışmalar Koç Üniversitesi Yayınları etiketiyle okura ulaşıyor. Kitaplar hem Latin harflerine aktarılmış orijinal metni hem de sâdeleştirilmiş metni ayrı ayrı içeriyor. Latinize edilmiş orijinal metnin kitapta yer alması dilimizin seyrini görebilmemiz açısından önem taşıyor.  Bir şeyi özellikle vurgulamakta yarar var: Kitaplar çok özenli baskılarla okura ulaşıyor. Hiç mübâlağasız diyebilirim ki Dilharap son zamanlarda elime aldığım kitaplar arasında tartışmasız en iyi baskıya sahip. Kapak ve kağıt kalitesi yayın sektöründeki ortalamanın üzerinde. Kapak tasarımları da bir o kadar güzel. Projede emeği olan kurumlar (Özyeğin Üni., Koç Üni., TÜBİTAK) başta olmak üzere dizi editörleri Reyhan Tutumlu’yu ve Ali Serdar’ı, kitap editörü Erol Köroğlu’yu, romanı Latin harflerine aktaran Fatih Altuğ (Altuğ aynı zamanda metni sâdeleştirmiş) ve Kevser Bayraktar’ı, kapak ve kitap tasarımını yapan Burak Şuşut’u yürekten kutluyorum.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz