Çürüme 5

Çürüme

“Çürüme”, günümüz siyasetinin temel kavramlarından biri olarak temayüz ediyor. İktidarın ve muhalefet partilerinin, farklılaşan parti tabanlarının ve herhangi bir partiye aidiyeti olmayanların temel argümanları, muhtevası farklı çürüme eleştirilerine yaslanıyor. Düşünmeye, yeni bir program teklif etmeye gerek duyulmaksızın çürüme üzerine konuşmak, “yeni” vaatlerin konuşulur olmasını, “güzel” bir gelecek beklentisinin inanılır kabul edilmesini sağlıyor.

Sorunları salt siyaset üzerinden, siyaseti iktidar üzerinden, iktidarı da sadece ve sadece mevcut hükümet üzerinden “düşünmek” çürüme eleştirilerinin muhatabını kendiliğinden tayin ediyor: Erdoğan ve onun riyasetindeki AK Parti. Yolsuzluğun, hukuksuzluğun, liyakatsizliğin, kayırmanın, israfın vb. problemlerin, indirgemeci bir yaklaşımla tek bir odağa fatura edildiğini görüyoruz. Özellikle 2010 sonrasında başlayan otoriterleşme suçlamalarını takip eden çürüme eleştirileri, ilginç bir şekilde 15 Temmuz 2016 sonrasında karşılığını bulur bir noktaya doğru evrildi.

Bu hususta gözden kaçırıldığını düşündüğüm nokta şu: 2010 sonrasında Erdoğan’ı ve AK Parti’yi çürümenin ekseni olarak gösteren akıl, 2002-2010 arasındaki süreç içerisinde aynı aktör ve yapıyı Türkiye’de demokratik atılımın öncüsü olarak takdim ediyordu. Kanaatim ne 2010 öncesinde Türkiye’ye katkı sunan muhteşem bir atılım yaşandığı, ne de 2010 sonrasında ülkeyi felakete sürükleyen derin bir çürümenin yaşanıyor olduğudur. Gelişme ve çürüme dün olduğu gibi bugün de partileri, kişileri ve hatta devletleri aşan bir “akıntı” içerisinde şekilleniyor. Bunun anlaşılabilmesi içinse evvela güncelin telkin ettiği kalıplardan uzak durmak icap ediyor.

Belki malumun ilamı olacak: Siyaset, insanın sorunlarını makul bir düzlemde, meşru sınırlar içerisinde çözmek için şekillenmiyor. İnsanın tanımlanabilir ve denetlenebilir olmasını sağlaması, bilhassa modern dönem ve sonrasında siyasetin kendisini çürümenin tetikleyici gücü haline getirdi. Yenilik/güzellik vaatleri siyaset arenasında eskitiliyor fakat eskitilen her bir unsuru kitleler yine siyasetin en sığ sularında, güncel siyasetin telkinlerinde bulmaya çalışıyor. Çürümeden kurtulmaya yönelen iradenin kendisi böylece çürümeyi derinleştiriyor. Kitleler güncelin bulanık sularında görünenin aksine apolitize ediliyor.

Burada, ben de bir çürüme eleştirisi yapmak istemem. Çürüme bahsinde kimsenin üstüne düşen payı alma iradesi göstermediği söylüyorum. Sorunları siyasete tahvil etmek, çözümü aktüel-politik sınırlar içerisinde düşünmeye çalışmak hastalıklı bir eğilim. Bu eğilim, toplumun hayat damarlarında kök salıyor. Günümüz Türkiye’sinde holiganlık biçimleri eski ve yeni aktörleriyle insanımızın ve ülkemizin geleceğine ipotek koyuyor. Tanımlabilir, tasnif edilebilir olanın haricinde, ayakları üstünde durmaya ve düşünmeye azmeden bir siyasî bilinci nerede bulabiliriz, bunu düşünmeli.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. HAZIRKITA'nın genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz