Daha Fazla ÖYKÜ
Dedemin Ölümü

Dedemin Ölümü

25 Mar, 2018
Bir Deli 15

Bir Deli

 

Biri, “Hey beyefendi!” diye ünledi ardımdan, bir başkası, “mecnun,” üçüncüsü, “meczup,” bir diğeri ve bir başkası, sırasıyla “müptezel” ve “deli.” Hiçbirine aldırmadım, diyemem, aldırdım çünkü bu kadar yakıştırmacayı ve ne olduğumu farklı farklı sözcüklerle dile getirmelerine hep sevinmişimdir. Oradaki esnaf bana her gün bu şekilde hitap ettiği için her gün onların bulunduğu sokaktan geçerim, yürürüm.  Tüm bunları duymak için ve çağrılmak, alay edilmek, onların başımda bir süre toplaşıp benimle uğraşmaları, sohbet etmeleri için. Sokağın sonunda hiçbir şey yok, sokak bitince gerisin geri dönerim çünkü en iyi yürüme ve rahatlama bu sokakta, yürürüm, onlar bana laf atar, bana takılır…

“Kaçtır söylüyorum, ben sokağa girdiğimde alkışlayın ve perde denmiştir zaten.” Bu isteğime burun kıvırıyorlar. “Doğaçlama.” diyorlar, “kendi haline bırakalım.”  “Olmaz.” diye diretince “deli bu,” diyorlar, bilseler birkaç da tiyatro terimi yakıştırsalar bana ama yok. Yunan’dan falan…

“Ben sokağa girince beni alkışlayın.” “Biz deli değiliz.” dedi, bana deli diyen, “ben sokağı adımlayacağım, siz de yeni lafları peşi sıra çakacaksınız, o gün rolünü en kötü yapan diğerlerine çay ısmarlar.” “İyi de” bana hey beyefendi diyen, “sana öyle şeyler söyleriz ki sen kaybedersin, yarın yanında para da getir o zaman.” “Hişt,” dedim, “ben rolümü iyi oynarım.”

Sokağa damladım, bir alkış, bir ıslık koptu, halim selim adamlar bile güldü halimize. Çok iyi bilenmişler, laflar orijinal. Sokak bitince döndüm ve onları alkışladım, “Eee söyle bakayım, kim kaybetti?” dedi tiyatrocular, “ben değil,” dedim, “sokağı bir sanatçı gibi yürüdüm ve zaten bildiğim bir şeyi bu sefer zirveye çıkarak yaptım.” “Nasıl sen,” dedi, bana mecnun diyen. “En orijinal lafları çaktık sana koçum, ne deliliğini ne insanlığını koyduk, bizden daha iyisini yapan çıksın, aha şurada öleyim.”

Hiç aldırış etmedim, “Cık.” dedim, omuz silktim, dilimi çıkardım, “Sokaktan geçerken, yürürken size yine hiç aldırış etmedim, hiç oralı olmadım ve güldüm ve siz laf attıkça ben yürümeye devam ettim…” “Etme,” dedi bana müptezel diyen. ”Sen kaybettin koçum, haydi, çayları söyle.”

“Bu kadar lafı ye bir de size çay ısmarlayacağım, hem oyunda en iyi kişi benken?” “Ulan deli,” dedi, bunu hepsi aynı anda söylemiş olmalı, “biz de seni adam yerine koyup seninle masumane bir oyun oynadık, dediğini yaptık, alay mı ediyorsun sen?” Üzerime yürüdü, ara sıra bana kaçık da diyen, “dokunma.” dedi, diğeri, “Ne de olsa bir tahtası eksik.”

Yan gözle baktım, “Ne o koçum, eksik değil mi?” “Eksik falan değil, sapasağlam işte.” Kafama vurdum. “Git işine.” dedi son lafı atan, “bundan sonra bizden sana ağız dil yok.” “Ooo,” dedim “sanki ben de size bayılıyorum.” “Bayılıyorsun ya koçum.” dedi, kafam karışmıştı, bunu hangisinin söylediğini çıkaramadım. “Kimse seninle bizim uğraştığımız gibi uğraşmaz, bir çaya sattın ya bizi… Vallahi billahi çatlarsın, bak şuraya yazıyorum, ağabeyler bana laf atın diye diye dönenip duracaksın sokakta. Haydi çayları söyle.”

“Çay yok!”

“Öyleyse git işine, yürü be deli. Çakoz.”

Düştüm yola, nene lazım dedim, ne işin var senin onlarla, sokaklarından geçmeyiver, olsun bitsin, deliye sokak mı yok, geçmezsen oradan, bir yerin mi eksilir, bir gün o sokağa bir gün bu sokağa, yine laf atanlar çıkar sana alışınca, ta uzaktan koşarak varırsın yanlarına; gülerler, seni eğlendirirler, onlar da eğlenir, biraz da kızdırırlar, eee, o kadar da olur canım.

Başka sokağa daldım, diğer gün. Biri, “Çay! diye bağırdı, dönüp baktım, bana mıydı, banaydı ya sesleneni görsem de belli etmek istemiyordu, yürümeye devam edince öncekinden daha yüksek: “Çaylaaar!” diye bağırdı.

Diyeni buldum, “Para mı var bende, hem ağabey ben kazandım, onlar hakkımı yedi.” dedim. “Bilmem ben,” dedi, “erkek adam sözünde durur, bir çaya mı sattın kendini?” “Para mı var bende ağabey?” Ceplerimi ters çevirdim. “Haydi, haydi, biz biliriz seni… Ulan delisin melisin ama koskoca adamları amma da oyuna getirmişsin.” “Ağabey, acayip oynadım, bir yürüyüşüm, bir aldırış etmezliğim vardı ki görmeliydin.”  “Ama çaylara gelince oyunu moyunu unutmuşsun, erkek adam değilmiş, diyorlar senin için.” Yüzüm kızardı. “Üçkağıtçı onlar, en iyi rolü ben yaptım ama biz yaptık, dediler. İşleri güçleri yalan dolan, gördün mü ağabey benim hiç yalan söylediğimi?” “Görmedik, koçum ama beşi de yalan söylemez ya, sıra çaya gelince topuklamışsın.” “Uydurmuşlar ağabey, çay may demedim ben, tutturdular çay diye. Eğleniyorlar seninle ağabey, eğleniyorlar. Ben kim, koskoca adamlara haydi, gelin oyun oynayalım demek kim? Geçiyordum sokaktan, yürüyordum, durdurdular, bize çay ısmarlayacaksın. Ya!”

“Vay yalancı, vay düzenbaz, vay delilerin efendisi, geçiyordun sokaktan, yürüyordun, biz de seni durdurduk da çay söyle, dedik ha…” Bana mecnun diyen konuşuyordu. Sevindim onu gördüğüme ama lafları beni bu sefer incitti. “Ne çayı ağabey, ne zaman dedim çay ısmarlayacağım?” “Lan deli, kafa bulma bizimle, dün dedin ya…”  “Yok, ağabey, dün ben o sokaktan hiç geçmedim ki…” “Vay anasını, ulan ufak at da kuşlar yesin.” “Vallahi günahımı alıyorsunuz ben dün oradan hiç geçmedim.” “Vay köftehor, ulan altı üstü bir çay ısmarlayacaksın, niye bu kadar çamura yatıyorsun? Geçmedin, ha, çay söylemeyeceksin ha…” “Ağabey niye inanmıyorsunuz dün ben evden bile çıkmadım.” “Çıkmadın mı lan, bu da bizimle kafa buluyor (Yanındaki gülen esnafa dönmüştü.) oğlum, bak deli meli demem alırım ayağımın altına.” “Vallahi ağabey, al, almasına da ne diye bana iftira atıp duruyorsunuz, çay ısmarladığım nerede görülmüş benim? Ahan da ceplerim, bakın bakayım param var mı?” “Geç onları, geç, anam babam…” “Neyse ağabeyler ben kaçayım.” “Kaç, kaç, bakayım, nasıl olsa kürkçü dükkanına…  Niye bu sokağa daldın bugün, bizim sokağa ne oldu?” Göz kırptı yanındaki esnafa, hala gülüyor o da. “Kaçarsın da düşersin elimize elbet, söyle bakayım, bugün niye bu sokaktan geçiyorsun her zamanki sokağa ne oldu?” “Ne bileyim ağabey, şöyle bir değişiklik olsun istedim.” “Olsun be gülüm, olsun, yarını var bunun, ertesi günü, sen özlersin bizi, o lafları…” “Özlemez olur muyum ağabey, yarın da sizin sokaktan geçerim, çok istiyorsanız.” “Geç tabii ya, geç…”

Çay falan, nereden çıkarmışlar?  Anasının gözü hepsi. Beni tongaya düşürecekler, yer miyim ben, deliyim ama o kadar da değil, yedirmem paramı. Üşütükmüşüm, yok oynatıyormuşum, yok bilmem ne yapıyormuşum, yok geceleri çıkıp çıkıp teneke çalıyormuşum, yok, durup durup sahura kalkın diyormuşum Ramazan aklıma geldikçe… Ben miyim bu? Hepsi iftira, geçerim yarın o sokaktan, ne var!

Sokağı geçiyorum, yürüdüm, beni görünce laf atacaklarından eminim. Bir yerlerde kuş varsa o bile beni seyrediyor diyerek yürüdüm. Atmadılar, yürüdüm, boşluk, gerisin geri döndüm, yürüdüm, çıt yok, birine selam verdim. “Git ulan,” dedi, “biz deli selamı almayız.” “Deli miyim ben? Allah’ın selamı…” “Git öte, meşgul etme beni.” Ötekine yürüdüm, berikine, kimse takmıyor, iyi mi? “Çay içer misiniz ağabey?” “İçeriz içmeyiz sana ne be adam, seninle mi uğraşacağız, haydi al voltanı!”  “Yok, ne uğraşması, şöyle geçiyordum, rahatsız ettiysem…” “Bak, bak sen rahatsız ettiysek falan…”

Boynu bükük geçtim sokağı, yürüdüm, delilik de öyle tek başına olmuyor ki, biri takılacak, laf atacak, senin gibi deli ayağına yatacak, güzelleşecek delilik de…

Caddeye çıktım, vitrinlere bakıyorum, kendimi gördüm, üstüm başım iyi, tamam da niye deliyim ben, bir vitrine yaklaştım iyice, tamam da niye deliyim ben, diye sordum yine kendime, iç monolog meselesi. Kendimle konuşuyorum ya, ondan değil deliliğim. Vitrindeki iyi giyimli, kibar adamlardan biri çıkar da sohbet ederiz diye bir mağazanın kapısında beklemeye başladım. Adamlar kıpırtısız duruyor. “Ne bekliyorsunuz beyefendi?” dedi gençten, son moda tıraşıyla bir mağaza görevlisi. “Şu adamlara bir şey soracaktım.” dedim. “Hangi adamlara?” “Vitrinde bekleyenlere…” (Şaşırmış olsa da oyuna devam etti. Zaten delilik bir oyun değil miydi?) “Ne soracaktınız?” “Benimle çay içerler miydi?” “Çay içmez onlar.” “Niye, beni tanıyorlar mı?” “Bilmem, pek dışarı çıkmaz onlar.”

Herkes duymuş olmalıydı, deli miyim, neyim ben?..

“Benimle çay içer miydiniz?” diye diye dolandım tüm şehri, yürüdüm.

Görselde Alfred Kubin’in bir çiziminden yararlanılmıştır.

Tagged with: ,
Mehmet Akgül

1981'de K.Maraş'ta doğdu. İlkokul ve lise eğitimini doğduğu şehirde aldı. Abant İzzet Baysal Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği Bölümü'nden mezun oldu. Türkçe öğretmenliği yapmaktadır.

Bir Cevap Yaz