Bir Ciddiyet Sorunu Olarak Kara Tren 30

Bir Ciddiyet Sorunu Olarak Kara Tren

 

Bir derginin gelmesini dört gözle beklediğini anlatanlar olur, etkilenerek dinleriz. Bâzen babamız anlatır bâzen de hocamız. Dergi çıkalı belki bir buçuk ay olmuştur. Anlatılanlara bakarak söyleyecek olursak o süre bekleyeni için dergiyi eskitmemiştir. Dergi gelir, her satırı özenle okunur…

Derginin değişik şartlardan dolayı, farklı zamanlarda okuruna geç ulaşmasını anlamak mümkündür. Yollar kapanmıştır, dağıtım ağları sorunludur, maddi yetersizlikler işlerin aksamasına sebep olmuştur. Allah korusun, ülke bir savaşın içine sürüklenmiştir, derginin yönetim kadrosunun yaşadığı yerlerde birtakım afetler meydana gelmiştir, ortada ölüm kalım meselesi vardır… O hâlde her türlü gecikmeyi mâzur görebiliriz. Bunlar anlaşılabilir sebeplerdir. Anlaşılmaz bulduğum, ortada işin gecikmesine sebep olacak türden sebepler yokken, bir kadronun belli bir zaman diliminde yapmayı taahhüt ettiği bir işi neden zamanında yapamıyor olduğudur. Nihâyetinde gönüllü olarak yapılan bir işten söz ediyoruz. Yâni kimse kimseye şu aylar içerisinde şu içerikte bir dergi hazır olsun tâlîmatı vermiyor. Şartlar aylık dergi çıkarmaya el vermiyorsa iki ayda bir, yine elvermiyorsa üç ayda bir çıkarmak imkânı önümüzdedir.

Dergiye hayat veren kadro için dergiyi vaat ettiği zamanda okuruna ulaştırabilme meselesi bir şahsiyet meselesidir.

Hani bitirmesi gerektiği işi ertesi güne sarkıtınca açık kapamaya yönelik olarak “özen gösteriyoruz, bizde biliriz üç saate bu işi bitirmeyi” ayarında laflarla ifrâzat saçan tefessüh etmiş küçük esnaf ağzı vardır ya, işte o ağız söyleyeceği bir sözü olduğuna inanan insanlara hiç yakışmıyor. Söz verdiğiniz târihe kadar hazırlıklarınızı bitirip dergiyi okuruna ulaştıramıyorsanız bu yaptığınız işe büyük emekler verdiğinizi göstermez. Bilakis bu durum yapmanız gereken işi ne kadar ciddiye aldığınız hususunda muhâtaplarınızı düşünmeye sevk eder.

İşini gerçekten ciddiyetle yapanların, derginin basım dağıtım süreçlerini hesap ederek yola çıktığını düşünürüm. Ayın birinde, ilgili satış noktasına gittiğinde okur beklediği dergiyi bulabilmelidir. Dergiye aboneyse ayın birinde dergi okurun kapısında olmalıdır.

Dergi bu, kara tren olmamalıdır. Okurunu dert küpüne çevirmemeli, “belki de hiç gelmez” dedirtmemelidir.

Buraya kadar meseleye okur açısından yaklaştık.

Meselenin bir de yazara bakan tarafı vardır. Bilhassa genç yazara…

Çileci söylemlerle yazmak, yayımlamak, bir dergiyi yayına hazırlamak üzerine bin türlü ahkâm kesenlerin dahi kendilerini muhâtap alan yazara zamanında dönüp gereğince bir kelime etmediği olur. Elbette bu durumun da anlaşılabilir sebepleri olabilir. Meselâ henüz işin başında, ağzı açık ayran delisi bir genç internetten “edebiyat dergileri” araması yaparak önüne çıkan mail adreslerinin hepsine eser gönderiyor olabilir. Yâhut cin olmadan adam çarpmaya kalkan bir fırlama herhangi bir edibin az bilinir bir eserini gırgırına, puştluğuna yayımlatmak istiyor olabilir. Olur ya gözden kaçar, adam sanar basarsınız parmakla gösterip edilmedik laf bırakmamak için bir bakarsınız ki herkes kuyruğa girmiş… Bu açıdan bakınca ihtiyatlı davranan editörleri anlayabiliriz. Hatta diyebiliriz ki bir editör ihtiyatı hiçbir zaman elden bırakmamalıdır. Ama ihtiyatlı davranmak başka işi ağırdan almak, cevap vermeye bile tenezzül etmemek başka…

Hayâtın olağan seyri içerisinde düşünmeye devam edelim. Bir dergiye ciddiyetle eser veren bir yazarı düşünelim. Yâni eser veren ve doğal olarak eserinin âkıbetini merak eden bir insandan söz ediyoruz.

Evvelâ belirtelim, hazır cevap metinleri ile gelen eserlere dönüş yapmanın adı cevap vermek değildir. En azından gönderilen eserin muhâtabına ulaştığını göstermesi bakımından bu da önemlidir. Ama yeterli değildir. Editörün yazara ama öyle ama böyle bir dönüş yapması gerekmektedir.

Ayrı ayrı cevap yazacak ne vakit ne imkân ne de buna gerek var diyenler olacaktır. Bunu demek ayıp değil günah değil. Ayıp olan bir insanı habersiz bırakmaktır. “Habersiz bırakmak” deyip de geçivermeyelim. Misal bir yazı gönderirsiniz. Bir ayı geçmiş dönen yok… E yayımlanacak mı yayımlanmayacak mı? Herhalde yayımlanmayacak diyerek yazıyı başka bir mecrâda değerlendirirsiniz, bu sefer de türlü türlü laflar birkaç şehirde farklı mekânlarda döner dolaşır gelir ve burnunuzun direğini kırar. Yazınızı başka bir yerde yayımlamanızın adı maymun iştahlılık olur, sonradan görmüşlük olur, daha bir sürü şey olur… Daha kötüsü, herhalde yayımlamayacak diye falanca dergiye gönderdiğiniz eser iki ayrı dergide yayımlanır daha başka sorunlarla uğraşmaya mecbur bırakılırsınız…

“Bekâra karı boşamak kolay, sırtında yumurta küfesi mi taşıdın yol yordam gösteriyorsun” diyecek editörlere de nâçizâne tavsiyem bir tâlîmatnâme ile işleyişi muhâtaplarına arz etmeleridir. “Eseriniz yayıma uygun görüldüğü takdirde bir ay içerisinde size dönüş yapılacaktır” gibi bir cümleyi sarf etmek çok da zor olmasa gerek.

Hepimizin ufak tefek iletişim sorunlarının nasıl büyük kırgınlıklara yol açtığına dâir en az bir hikâye dinlemişliği vardır. Birtakım iletişim sorunları yüzünden meydana gelmiş kırgınlık hikâyelerini birçok kişiden dinlemiş olmaktan dolayı doğrusu ben yoruldum.

Meseleyi büyütmeye de gerek yok. Görmezden gelerek ne biz büyürüz ne de muhâtabımız küçülür.

Hiç kimse bir derginin bir şahsın bekçiliğini yapmak durumunda değildir. Bir ilke inşâ edip o ilke üzerinden insanları yargılama eğilimi, bu bahiste yaraları çoğaltıyor.

Kişi müstakillen inandıklarının, düşündüklerinin bekçiliğini yapmayı tercihe şâyan bulabilir. Durumun böyle olması kişiyi serseri mayın hâline getirmez.

Herkes işini ciddiyetle ve güzellikle yaparsa yapılan işin bereketi hepimize yetecektir.

| metin için kullanılan resim Peyami Gürel‘e aittir

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz