Enes Talha Tüfekçi: Şair, tek yasasının ibretle alemlere bakmak ve aşkla insanın ve Allah’ın yansımalarını şiirleştirmek olduğunu bilmelidir. 3

Enes Talha Tüfekçi: Şair, tek yasasının ibretle alemlere bakmak ve aşkla insanın ve Allah’ın yansımalarını şiirleştirmek olduğunu bilmelidir.

Enes Talha Tüfekçi 1991 doğumlu. İlk şiir kitabını Ocak 2018’de yayımladı. Tüfekçi ile Ben Orda Yoktum’dan hareketle  bir söyleşi gerçekleştirdik.


Söyleşi: Hasan Hüseyin Çağıran

Ben Orda Yoktum Ocak 2018’de yayımlandı. Yani üzerinden iki yıla yakın bir zaman geçti. Yayım öncesinden sonrasına, bu kitap sizin için ne ifade etti? Geçen süre içerisinde geriye dönüp baktığınızda ilk kitabınızı nasıl görüyorsunuz?

Kitabın yayım süreci beklediğimden kolay geçti. O sebeple editörüm Osman Özbahçe’ye teşekkür etmek isterim. Sonrasında kitabı elime aldığım ilk anda matbu bir nesnede adımı ve şiirlerimi görmenin tadını çıkardım bir süre. 2003’ten bu yana sürdürdüğüm macera, ruhuma iliklenmiş tutku tecessüm ederek bir nihayete ermişti. Ben Orda Yoktum her yıl çıkan yüzlerce şiir kitabının içinden bir tanesi elbette. Hangi bağlamda olduğu önemli olmakla birlikte, kitabı nasıl gördüğüm meselesinde ana unsur ikinci kitaba doğru bir ittirme kuvveti yaratması. Bence her yeni kitap bir sonraki kitabı hem besliyor hem de mecbur kılıyor. Elbette şiirle olan bağın zayıflamaması şartı ile.

Şiir kitaplarının satış rakamları belli… Fakat esas olan kitabın karşılığını bulup bulmaması… Bir kitap karşılığını nasıl bulur? Belki erken bir soru ama en azından “bugün”ün hakkını gözeterek sorayım: Ben Orda Yoktum bu anlamda kendi karşılığını bulabildi mi?

Enes Talha Tüfekçi

Dediğiniz gibi satış rakamlarını konuşmaya gerek yok. Kaldı ki ben artık satış etkisinden değil de seçim etkisinden medet umuyorum. Yani az sayıdaki insan bilerek isteyerek şiiri seçince onun ve toplumun dünyasında doğacak etkiyi. Bu bağlamda bir kitap sayılarla değil de kişilerle ilişkilendirilmeli.  Ben Orda Yoktum bir red ve inşa çabasıydı. Yazma üslubu meselesini paranteze alırsak ulaşmak istediğim kişi ve gruplar başka bir arzunun cevelanında olduğu için karşılık bulamadı. Kaldı ki bugünlerin şiirini yazsam bile en az bugünün insanlarının kulak tıkayacağını düşünüyorum.

Evet, güle sövüldü, bülbülün kanatlarına motor takıldı, kanından kahve yapıldı… Kitaba ismini veren şiirinizde dahası var. “Aşk Leyla’yı sormuyor, Leyla aşkı sormuyor artık/Kahrolası bir kötü polis poetikanız” mısralarıyla şiir devam ediyor. Kendi beyanınızı esas alarak sorayım: Söylediğiniz şeyler olurken kendinize “iş” bellediğiniz şeyler nelerdi? Siz neredeydiniz?

Kitabın meselesine dair doğru bir tespit açıkçası… Bamtelinden yakalamışsınız. Bu şiir Türk şiirinin poetikasını kuru bir gündelik-çiliğe endeksleyen yaklaşıma karşı çıkmak özelinde yazıldı. Ama kitabın genelinde kapsam daha da genişliyor. Bu olaylar olurken ben kötü polisçilik oynayanlara aldırış etmeden kendi şiirimi yazmanın derdindeydim. Özel hayatımda da kimseye ağız eğmeden alın terimle rızkımı temin edip hayatımı kurma meşgalesi içindeydim.

Bir önceki soruda zikrettiğim mısradaki poetika bahsi önemli. Kol gezen “kötü polis”ler –görebildiğim kadarıyla– “yasa”yı biz tayin ederiz diyor. “Bugünün şiirini yazmak” üzerine konuşuyorsak, nedir yasa? Şair dışarıdan gelen, daha doğru bir ifadeyle “dayatılmak istenen” herhangi bir yasayı tanır mı?

Ebabil Yayınları – 2018

Kendi şiir anlayışım haricinde farklı şiir anlayışlarının ve poetik tutumların olmasını kendim için potansiyel kaynak olarak gördüm hep. En azından kendi şiirimin kelime haznesini genişletme imkanı bile benim için önemli. “Kötü polis”ler poetik polisler olarak şiir üzerine yargı dağıtanlardır; şiirin nasıl yazılması gerektiği hususunda dolaysız ve net bir yönlendirmeyi huy edinenlerdir. Çağdaş şiirde yasa, serbest şiirin imkanları dahilinde (burada ekstrem biçimci girişimler de dahil olmak üzere) insan oğlunun toplamına (hisleri, yapıp ettikleri, iyiye ve kötüye dönük maceraları) dair bir yorum girişimi başlatmaktır. Benim açımdan mahut girişimi hakkıyla gerçekleştiren herkes edebiyatın yasalarına uymaktadır.

Bugün bir yasa dayatılmıyor zannımca. Kaldı ki bir yasa dayatacak epistemik güç de ortada yok. Ve hatta tutku da yok. Şairi ve edebiyatı kimsenin umursadığı yok ki ona bir yasa dayatsın. Artık hem edebiyat içi yasa dayatıcılar hem de harici yasa dayatıcılar yasasız kaldılar. Çünkü edebiyatın paketlenebilir ve popüler kültürün metasına dönüşebilir bir kıvama çoktan geldiğinin farkındalar. Bugünün dünyası olgulara ve değerlere, ekonomik ve politik güç olmaları noktasından yaklaşıyor. Mezkur olgularla değerler ekonomik ve politik açıdan bir katma değer veya sonuç üretecekse akademik, kamusal ve ekonomik platformlarda yeni paket ve etiketlere sarılıyor, bütün süreçlere dâhil ediliyor. İşte şiir bu dönüşüm sürecinden dışlanmıştır. Zihinde ve ruhta tatlı bir tefekkür ve tahassüs bırakma gayesi taşıyan, yeri geldiğinde kıvılcımlar saçtıran şiir parlak paketlerden ve etiketlerden uzakta görünmektedir. Bugünün güç hamilleri kitleleri ve ekonomik kaynağı şiir yerine pazarlanması ve fiyatlanması daha kolay olan roman, sinema, müzik, resim gibi alanlara kanalize etmiştir. Neticede, şairler buruk ve şikayetamiz bir kafa ile bir yandan şiir yazmakta bir yandan da bugünün düzenine teessüf etmektedir.

Peki şair yasa tanır mı? Poetik bağlamda, içerik ve şiir ruhu açısından kimsenin bir yasa dayatma hakkı yoktur. Çünkü bu iki unsur şairin biricikliğini ziyan edecektir. Şair, tek yasasının ibretle alemlere bakmak ve aşkla insanın ve Allah’ın yansımalarını şiirleştirmek olduğunu bilmelidir. Gerisi sıfırdır.

Önümüzde her tarafında ayak izleri olan bir “saha” var. Ama bilinçli ama bilinçsiz her bir köşesinde basılmış. Bugünün şiirini yazmak adına günceli çeriyle çöpüyle şiire taşıyan da var, –Pavese’nin ifadesiyle– “her şeyi gözden çıkarırcasına çılgın bir yenilik düşkünlüğü”ne savrulanlar da. Evvelkilerin terekesinden kalana zerre eklemeden güvenli bölgelerde hayatını sürdürenler de… Size göre yol nedir? Ayağınızı atarken neleri gözetiyorsunuz?

Evet. Çok doğru bir hususa temas ettiniz. Günümüz şairi için en büyük handikap ustaların ayak izlerine basmaktır. Kendisi fark etmese bile bununla itham edilmektedir. Zorluğu ortada. Ben kendi şiirimi yazarken her şiirimde bir tarafın ya da akması gereken bir suyun eksik olduğunu düşünüyorum. Kuşatıcı ve vurucu şiirler yazmak hepimizin istediği bir şey. Bu bağlamda, bahse konu bütün açıları yakalamaya gayret gösteriyorum. Örneğin Yunus Emre ve Karacaoğlan gibi iki büyük derya benim için her zaman bir dış ses’tir;  zihnimin bir köşesinde hep canlı dururlar. Keza çağdaş şiirimizin öncüleri, İkinci Yeni ve sonrası, 90’lar şiiri vb. hepsi bizim için belirli bir noktadan sonra pişti olacağımız, esinlenmekle itham edileceğimiz şiir kaynaklarına dönüşüyor. Fakat aynı zamanda bir ilham kaynağı haline de geliyor. Bu gerilimli ilişkiyi ahlaken ve teknik açıdan doğru yürüttüğümüz sürece şairler için verimli bir kaynağın oluşacağını düşünüyorum.

Bir Cevap Yaz