Daha Fazla Genel
Kendi Payımıza Düşen

Kendi Payımıza Düşen

18 Ağu, 2017
Basitlik ve İtlik Arasında: “Devletin Valisi” Tartışması 2

Basitlik ve İtlik Arasında: “Devletin Valisi” Tartışması

Bir süredir kamuoyunda tartışılan husus, bir belediye başkanı adayının “devletin valisi”ne nasıl olur da “itlik yapmıştır” diyebileceği hususu. Yelpazenin solundan sağına, aşağısından yukarısına kadar farklı çevrelerden yükselen tepkiler bu noktada, “devletin” görevlisini hedef alan bir hakarete set çekmede birleşti. Bana kalırsa tartışamaya değer husus, CHP adayının sıfatını (kendi açıklamasını esas alarak söyleyelim, basitliğini) bir başkasına yakıştırması değil, bu olay karşısında farklı çevrelerde görünür olan “devletin ortak savunusu”nun ne anlama geldiğidir.

*

CHP’nin 23 Haziran 2019 seçimleri adayı, bir formül arayışının vücut bulmuş hali olarak görülebilir. Adeta Erdoğan’a karşı “yeni taleplerle kurgulanmış bir Erdoğan” formülü aranıyordu. CHP’nin kurucu kodlarına sadakatle yol alınamayacağı açıktı. Kaldı ki CHP’nin “kurucu kodları”ndan bahsedilecekse bu kodların zaten –olduğu kadarıyla– “milletin iradesi”ni dışlayan, bu iradeyi harici müdahalelerin bir kapısı olarak mahkum eden yapıda olduğunu da belirtmek gerekir. Bunun için halk, söz konusu parti-devlet yapısınca Rousseau’cu bir genel irade tanımına yaslanırcasına, eğitimle rızası temin edilecek bir vasıfsızlar sürüsü olarak muamele görmüştür. Fakat bugünkü şartlar, çok partili döneme geçildiği günlere benzer şekilde, halkın iradesini önemli gösteriyor. Her ne kadar CHP aklındaki parti ile devlet momentleri arasındaki makas halihazırda açılmış olsa da CHP’nin siyasi aklı çok değişmedi. Demokrat Parti’nin arkasına aldığı rüzgara Şemsettin Günaltay ile göğüs germeye çalışan siyasi akıl 2019 şartlarının Günaltay’ını arıyordu ki bu arayış ancak geride bıraktığımız yerel seçimlerde bir sonuç almaya yaklaştı. Söz konusu arayış daha önce “çatı aday” Ekmeleddin İhsanoğlu ile istediğini elde edememişti. Çünkü İhsanoğlu’nun harcı talepleri karşılamada canlılık gösteremeyecek kadar hantal unsurlardan karılmıştı. CHP’nin 23 Haziran adayı ise hem mevcut iktidarın “küstürdüğü” mütedeyyin, muhafazakar çevreleri hem de PKK’dan FETÖ’ye kadar Türkiye’de varlık gösteren her yapının taleplerini siyasetinin paydaşı yapacağı yönünde bir hissiyatı seçmenine geçirebilmiş durumda. Tezgahta “zorbalığa karşı özgürlük” vaadi var.

*

Dediğim gibi “mesele” edinmeye değer gördüğüm şey, CHP adayının nasıl kurgulandığı nasıl bir siyasi programın parçası olarak arzı endam ettiği değil. Söz konusu adayın eleştirilebilecek yığınla söylemi, tavrı apaçık ortadayken ona devlet savunusu yaparak karşı çıkmanın sebebi hikmeti nedir, bunu düşünmeliyiz. Bu, Türk solu için mesele olmayabilir. Ya da ancak suni bir mesele olabilir. Zor dönemlerinde Kemalizm’in anlatılarına sığınmış, Kemalizm’in üretilmiş kahraman ve ideologlarının açtığı alanda “Atatürk Cumhuriyet’i değerlerine” dayanmaktan sakınmamış bir Türk solunun devletçi refleksler göstermesi yahut sözde karşı koyarken dahi devletin resmî öğretilerini hurafelerden arındırmak gibi bir payeyi üstüne alarak söz alması şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı, düşündürücü ve acı olan mütedeyyin çevrelerdeki devletçi damarın hızla güçleniyor ve daha görünür hale geliyor oluşudur. Mevcut iktidar eliyle refahını bir miktar paylaşma lütfunu göstermiş, Müslümanları kamusal alanın nesneleri haline getirecek bir politika doğrultusunda İslam’ın görünürdeki itibarını tahkir etme siyasetini terk etmiş ama esasta kendini İslam’ın kurucu aklına karşı konumlandırmış bir yapının devlet için vasatı tayin ettiği bir zaman dilimindeyiz. “Aynı gemideyiz” söylemleri, “yerlilik” ve “millilik” anlatıları bu vasatın mahiyetini değiştirmiyor.

“Ordu valisi”ni hedef alan sözlere canhıraş bir şekilde devletçi reflekslerle karşı koyulmasının izahı ne günü kurtarma telaşıyla ne de seçim iştahıyla açıklanabilir. Türkiye’nin geleceğinde de var kalmak isteyenler devletçi bir aklın kendilerini sarmalamasına izin vererek, yetki sahibi gördüklerine kadro almak yahut kadrolarını, bir diğer tabirle iş akitlerini feshetmemesi için göz kırpıyor. İlginç bir şekilde, İslamî çevrelerde sosyalleşmiş alanlarında yetki sahibi siyasetçilerin, kanaat önderlerinin, akademisyenlerin, edebiyatçıların, köşe yazarlarının vd. önemli bir bölümünün kimyasının değiştiğini görüyoruz. Ne kadar sahici oldukları ayrıca tartışma konusu olsa da geçmişte farklı devlet tahayyüllerine sahip olan çevrelerin, bugün devlete içeride ve dışarıda yeni bir bağımlılık ilişkisi önermekten öte gidemeyen kadroların “gemi”sine binme yönünde bir telaş ile söz alıyor olmaları oldukça vahim bir tablo arz ediyor.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. HAZIRKITA'nın genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz