Başarının Kıskacında Ahlak Eğitimi 20

Başarının Kıskacında Ahlak Eğitimi

 

B u bir durum tespiti yazısıdır. Hiçbir akademik veri barındırmaz, sadece gözlem ve yaşantı içerir.

Yaklaşık iki buçuk yıldır orta öğretim kademesinde öğretmenlik yapıyorum. Yaşım otuza dayanmışken başladım bu mesleğe. Haliyle öyle Çalı Kuşu Feride idealizmine falan da sahip değildim. Öyle oraya buraya kalpli, emojili snaplar, hikâyeler, fotoğraflar atan yirmili yaşlarında bıcır bıcır öğretmen profiline sahip olduğumu da söyleyemeyeceğim. Tabi ki tüm bunlar ortalama kırk kişilik sınıflarda dersimi anlatmak için elimden geleni yapmadığım anlamına da gelmiyor.

Ülkemin gelişmiş şehirlerinden birinde icra ediyorum mesleğimi. Bundan dolayı çok daha zor şartlarda bu mesleği yapmaya çalışan meslektaşlarımdan daha şanslı olduğumun da farkındayım.

*

İki buçuk yıl içerisinde, öğretmen olup sistemi eleştirmeyen birine henüz rastlamadım. Bu eleştirilerde –tüm eleştirilerde olduğu gibi– haklı taraflarda vardır haksız taraflarda. Herkes “kendi dünya görüşü” çerçevesinde, içerisinde bulunduğu sistemin daha iyi olması için yapıyor bu eleştirileri. Fakat tüm bu eleştiriler yapılırken neredeyse yüz yıldır toplum olarak geçirdiğimiz büyük değişim ve dönüşümün farkında olarak eleştiri yapanı da gördüğümü söyleyemeyeceğim. Öğretmenlerin yeterlilikleri, yetersizlikleri, donanımları gibi konular hâlihazırda bolca tartışılan ve bir sonuca bağlanamayan konular. Zaten kendi üniversitelerinin eğitim fakültelerinden mezun ettiğin insanların yeterliliklerini tartışmak da ayrı bir paradoks olsa gerek.

*

Biraz çalıştığım eğitim kademesinden ve öğrenci profillerinden bahsetmek istiyorum.

Okulumun bulunduğu bölgenin sosyal yapısı hakkında biraz bilgi vererek başlamakta yarar görüyorum. Okulum bağlı bulunduğu ilçenin “varoş” diye tabir edilen bölgesinde yer alıyor. Ağırlıklı olarak Doğu’dan göç etmiş ailelerin yaşadığı bir semtten bahsediyoruz yani. Çocukların anne ve babalarının çoğu ilkokul eğitim seviyesinde ve bir kısmı da Türkçe konuşma ve anlama problemi yaşıyor. Ebeveynlerin bazıları –ki bunlar azınlık– çocuklarıyla haddinden fazla ilgilenirken bazıları da –bunlar da maalesef çoğunluğu oluşturuyor– okulun yolunu bilmiyorlar. Bu iki kesimin dışında kalan bir grup da var ki onlar çocuklarına yardımcı olmak isteyen fakat bunu nasıl yapmaları gerektiğini bilmeyen kesim. Bunun yanı sıra (ilk zamanlar çok şaşırdığım bir konuydu) birçok öğrencinin anne ve babası ayrı ki bu başka bir yazının konusu bile olabilecek trajik durumları da içerisinde barındırıyor. Sonuç olarak Türkiye’de ellili yıllarla birlikte artan köyden büyük şehirlere göçün insanlar üzerinde yarattığı arada kalmışlığı rahatlıkla gözlemlemenin müsait olduğu bir bölgeden bahsediyorum.

Malumunuz, ortaokul 10-14 yaş aralığında çocukların eğitim gördüğü bir kademe. Çocuklar ilkokulu bitirdikten sonra beşinci sınıfa burada başlıyorlar. Çocukluktan ergenliğe geçişin başladığı yaş grubunun içerisinde bulunduğu bir seviye.

Her yıl okula adaptasyon çerçevesinde okulun, sınıfın kuralları belirleniyor. Bunlar hem sınıf öğretmenleri hem de branş öğretmenleri tarafından yüzlerce kez tekrar ediliyor. Duvarlara, panolara yönergeler, bildirgeler asılıyor. Ve bunların hepsi öğrencilerle birlikte yapılmaya çalışılıyor. Fakat çocuklara sadece yere çöp atılmaması gerektiği bile dört yıllık süreçte öğretilemiyor. Burada suçlu kim diye sormayacağım çünkü amacım suçlu bulmak falan değil.

İki buçuk yıldır merak ettiğim şey bu davranışı bu çocuklara dört yılda neden kazandıramıyoruz? Davranış eğitimini bu çocuklara vermekte geç mi kalıyoruz? Veya 10-14 yaş aralığı bir çocuğa davranış kazandırmak için çok geç bir aralık mıdır? Tüm bu sorular burada dururken aşağıda dönem dönem çocuklara sorduğum bir soruyu ve soruma gelen ortalama cevapları yazmak istiyorum.

Öğrencilere “İleride nasıl bir insan olmak istiyorsunuz?” sorusunu yönelttiğimde aldığım cevaplardan ilk dördü genelde şu unsurları içinde barındırıyor: para, iyi meslek, başarı, lüks ev ve araba. 10 yaşındaki çocuklar hayatlarında sadece televizyon ekranlarında gördükleri villalarda oturmayı lüks arabalara binmeyi istiyorlar. Çok gariptir ki kimse iyi/ahlaklı bir insan olmak istediğini söylemiyor. Zaten aileleri de ilk etapta onlardan başarılı olmalarını istiyor iyi insan olmalarını değil. Bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek…

Evet, tüm bunlara bakarak yukarıda sorduğum soruyu kendi içimde cevaplıyorum: Çok geç kalıyoruz… Davranış ve ahlak eğitimi ailede başlaması ve okulda devam etmesi gereken bir süreçtir. Bu süreç içerisinde 10 yaşına kadar da bazı temel konuların halledilmiş olması gerekir.

Biz artık durup düşünüp, karar vermeliyiz. Çocuklarımıza maddi bilgiler yükleyip onların “başarılı” insanlar olmalarını mı istiyoruz ve önceliyoruz? Yoksa “iyi”, “ahlaklı” ve “değerleri” olan insanlar olmalarını mı?

Bir Cevap Yaz