Daha Fazla Başyazı,Sinema
Halil Nasıl?

Halil Nasıl?

2 Eki, 2017
Ayla’ya Ne Dersek Az 32

Ayla’ya Ne Dersek Az

 

Son yıllarda Türk sinemasında bir atılım, çeşitlenme çabası açıkça görülüyor. Tarihi konularda büyük filmler yapılıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ve TRT’nin destekleri bu riskli konulara girmek için yönetmenlere cesaret veriyor. Hollywood yapımlarının hızlı ve akıcı dilinin son yıllarda daha sık kullanıldığına şahit oluyoruz. Fetih 1453 ile başlayan yeni bir süreç var. Bu yeni dönem Türk sinemasının nitelik olarak gelişimine ne derece katkı sağlar bu tartışılır. Fakat bu durumun çok önemli bir yararı olacak gibi görünüyor. Özellikle dünyayla yeterince buluşamayan Türk sinemasının farklı ülkelerce tanınması açısından bu tür filmler bir köprü vazifesi görebilir. Ayla da bu filmlerden biri. Hatta belki ona ayrı bir parantez açmak gerekebilir. Ayla, modern teknoloji yoğun bir şekilde kullanılarak hareketli bir sinema diline kavuşturulmuş. Bunun yanında Türk insanını ruhu ve kültürüyle yakalayan derinlikli bir yanı da var. Ayla’nın diliyle Türk sinemasının genel söyleyiş biçimindeki bu farklılık yönetmen Can Ulkay’ın reklamcılıktan gelmesiyle de ilgili olabilir.

Kuzey Kore ile Güney Kore arasındaki savaşa Birleşmiş Milletler’in müdahalesiyle Türkiye’nin Güney Kore’ye asker olarak gönderdiği Süleyman Dilbirliği’nin ailesi katledilmiş küçük bir kıza sahip çıkmasının hikâyesi anlatılıyor Ayla’da. Film, hikâyesinin gerçekliğine yaslanarak belirli bir gişe hedefine ulaşabilirdi. Ne var ki yönetmen Can Ulkay böyle bir kolaycılığa kaçmadan, hikâyeyi ustaca beyaz perdeye aktarmış. Sıkı çalışılmış senaryo, yaşanmış bir olayı filme aktarırken ortaya çıkabilecek problemleri de aşmış. Ulkay’ın yönetmenliğini yaptığı ikinci film olan Ayla, acemi bir yönetmenin elinden çıkmış görüntüsü vermiyor. Sahne geçişlerinin son derece akıcı ve bütünlüklü olduğu rahatlıkla söylenebilir. Film mekânlarının kullanımı bağlamında sıkı bir sanat yönetmenliği izleyeni karşılıyor. Oyuncu seçimleri ise çok isabetli. Süleyman Dilbirliği’ni İsmail Hacıoğlu’nun oynaması, oynanan karakter ile oynayan arasında büyük bir örtüşme sağlıyor. Süleyman’ın yaşlı halini Çetin Tekindor’a vermek de iyi fikir. Ayla rolünü üstlenen küçük Kim Seol ise filmin duygusunu mükemmel kavramış. Usta oyuncular gibi sektirmeden rol yapıyor. Ali rolünde oynayan Ali Atay canlandırdığı karakteri zihinlere kazıyor. Filmin oyunculuğu filmi zirveye çıkarıyor. İyi oyunculuk iyi senaryo ile buluştuğunda film unutulmazlardan biri haline geliyor. Senaryonun gücü filmdeki ufak aksaklıkları da görmezden gelmemize imkân sağlıyor. Mesela filmin yarım saat gereksiz uzatılmış olması o kadar sorun oluşturmuyor. Bombardıman ve çatışma sahnelerinin bazılarında göze çarpan acemilik çok öne çıkmıyor. Bunların ötesinde Amerikalı komutanın ağzından verilen sözlerin filmin gerçekliğine gölge düşürdüğünü, hikâyeyi bulandırdığını söyleyebiliriz. Bu, filmde gözüme çarpan en büyük aksaklık. Milli gururu okşamak adına şovenist bir üsluba kayıldığı gözleniyor. Bu durum filmin bütünündeki güzelliği etkilemiyor. Film, Türk insanının karakteristik bir özelliği, mazlumun ve ezilenin yanında yer alma yönü üzerine kuruluyor. Bu, filmi izleyen herhangi bir yabancıya Türkiye’nin sosyolojik yapısı ve Türk insanı hakkında ipuçları verebilir. Bir filmin sadece sinema salonunda oluşturduğu rakamlar değil; izleyen her bir insan tekinde oluşturduğu birel etki göz önüne alınmalı. Buna dikkatli bakılabilirse sinemanın dünya tarihine yön verebilecek bir noktaya geldiği de görülebilir. Bunu fark etmek buna göre konumlanmayı da getirmelidir.

Türkiye’nin Oscar adayı Ayla, Güney Kore ile Türk sineması arasında bir bağlantı kurabilirdi. Öğrendiğime göre film Güney Kore’de vizyona girememiş. Bunun için mücadele edilmesi gerekirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ve siyasetçilerimizin devletlerle yaptıkları ikili görüşmelere sinemayı da önemli bir başlık olarak eklemeleri gerekiyor. Ayla gibi filmlerin sayısının artması Türkiye’nin dünyadaki etki gücünün artmasına önemli bir katkı sağlayacaktır.

Hikâyenin gerçek sahipleri Süleyman Dilbirliği ile Ayla’ya selam gönderelim öncelikle. Ardından gerçek bir hikâyeyi insanlığa ulaştıran yönetmen Can Ulkay’a. Filmi izlediğim salondan çıkan herkesin gözlerini sildiğini görerek salondan ayrıldım. Sanatta duyguyu her şeyin önünde görüyorum. Her yönetmen ise duyguları etkili bir şekilde kullanamıyor. Duyguyu yerinde ve etkileyici biçimde filme yerleştirmek duyguları tanımak ve insanı keşfetmekle ilgili biraz. Ulkay sadece bunu başardığı için bile önemli bir yönetmen olarak görülebilir. Tabii yeni filmlerinde aynı başarısını koruyabilirse.

Mücahit Gündoğdu

1990 Sivas doğumlu. Ankara Siyasal Bilgiler mezunu. Gazi Üniversitesi’nde felsefe alanında yüksek lisans eğitimine devam ediyor. Yazılarını Edebiyat Ortamı, Hece, İtibar, İzdiham ve Türk Dili dergilerinde yayımladı.

Bir Cevap Yaz

    1 Yorum

  1. Ayla yı ben de izledim ve beğendim genel olarak. Fakat şu konuda eleştirim var. Türklük vurgusu var filmde ama müslümanlık vurgusu yok. Adam elinde kadın resmiyle vurulup ölüyor… Dağ 2 filminde de böyleydi. Adamlar birazdan ölecekler belki. bunu biliyorlar fakat yaptıkları iş: düşüp kalktıları ya da sevdikleri kadınları anlatmak birbirlerine hüzünlü bir şekilde. Ne diyelim. Derdi olan insanların sanat, özellikle de sinema alanında çok işler yapmaları lazım.