Daha Fazla Başyazı
Sokrat Çıkmazı

Sokrat Çıkmazı

27 May, 2018
Ayla’ya Bak Ayla’ya 29

Ayla’ya Bak Ayla’ya

 

Ayla, son yılların belki de en çok konuşulan yapımı oldu. Konusunun kendi başına ilgi uyandıran bir derinliğe sâhip olması bir tarafa filmin anlatım dili, dikkat çeken oyuncu kadrosu ve müzikleri ile birlikte izleyiciler için profesyonel bir “şölen” hazırlanmış.

Filmde Kuzey Kore ve Güney Kore arasındaki savaşa Güney lehine savaşmak için Türkiye’den giden birlik içerisindeki Süleyman Dilbirliği’nin, ailesi katledilen bir kız çocuğuna sâhip çıkma hikâyesi anlatılıyor. Ortada insanı ürperten bir hikâye var, bu açık. Fakat daha filmi izlerken bu etkileyici hikâyenin nasıl bir politik bağlama oturduğunu düşünmeden edemedim.

Mâlum, sâdece Türkiye’nin değil dünya siyâseti ve ekonomisinin ibresisi de Asya-Pasifik coğrafyasına doğru kademe kademe kayıyor. “İpek Yolu” yeniden canlanıyor ve yapılan demir yolları sâdece Azerbeycan ve Türkiye’yi değil Pekin’den Londra’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyayı birbirine bağlamaya doğru hızla ilerliyor. Yerel ve küresel ölçekte birçok gelişme de doğrudan veya dolaylı olarak Asya-Pasifik’teki dipdalgaların etkisi hissediliyor. Türkiye bu dalgaları kendi içerisindeki birtakım gelişmelerin neticesi olarak çok daha bâriz şekilde hissediyor.

15 Temmuz 2016 sonrası Türkiye, başta NATO ve BM olmak üzere bir bütün olarak Batı eksenindeki ilişkilerini koparma noktasına kadar geldi. Tabi bu noktada ana etken Batılı aktörlerin Türkiye Cumhûriyeti devleti ve meşrû hükümetinden çok FETÖ’yü ve bölgemizdeki diğer terör örgütlerini muhâtap almayı tercih etmesi olmuştur. Doğal olarak Türkiye gardını almak ve Cumhûriyet’in kuruluşundan bugüne gözünü ayırmadığı Batı’dan gözlerini ayırmak gibi bir duruma tâbir câizse “mahkûm oldu”. Filmin böyle bir siyâsi atmosfer içerisinde vizyona girmiş olmasını, filmi izlerken -klişe bir ifâdeyle- “oldukça mânîdar” buldum. Bu günümüz siyâseti üzerinden yapılabilecek ilk okuma.

İkincisi ise söz konusu Kore savaşının bugüne neleri îmâ ettiğidir. Konuya ilişkin târihleri, gelişmeleri şöyle bir “yoklarken” karşıma TRT Arşiv’de yayımlanmış kısa bir video çıktı. Video şöyle bir cümle ile açılıyor: “25 Haziran 1950’de Kuzey Kore ile Güney Kore arasında başlayan savaşa ABD’nin artan bir ilgi göstermesi beklenen fırsatı verdi.” Sözü edilen neyin fırsatıdır? Türkiye açısından, NATO’ya dâhil olmanın fırsatı… Türkiye hükûmet kararı ile Güney Kore’ye yardım etmek üzere askerî birlik gönderecektir. Neden? Çünkü BM’nin “kolektif barış politikası” doğrultusunda yaptığı çağrı bunu gerektirmektedir. İlgili videoda -eski politikacı- Hayrettin Erkmen’in yorumu dikkat çekici: “Böylece Türkiye bu çatışmada askerî biçimde yer alınca Türkiye’nin NATO’ya dâhil edilmesi konusu ilgililer arasında daha ciddî tartışılmaya başlandı.” Tabi ki Yunanistan’la birlikte…

Sonuç olarak “komünist” Rusya’nın ve Çin’in Kuzey Kore üzerinden meydan okumasına Batı ittifâkı kendi yollarını kullanarak mukâvemet gösterecektir. Filmde de bu arka planın izlerini görmek mümkün. Meselâ Türk birliği içerisinde yer alan askerlerden biri (Ali) “bir iki komünist vurmayalım mı yâni” demektedir. Komünizme eğilimli bir askerimiz (Üsteğmen Mesut) “ne işimiz var burada” dercesine isyanlardadır. Yeri gelir bu iki “tip” birbiriyle atışır. Ama “kadın çocuk dinlemeden kıyım yapan Kuzey Kore” karşısında “her hâlükârda mazlumun yanında duran Türk askeri” cansiperâne savaşır. Bu samimiyet, bu adanmışlık bizi öyle etkiler ki filmde, gösterdikleri kahramanlıktan dolayı Amerikalı üstlerinden ödül alan Türk askerinin düşürüldüğü pozisyon seyirciye hiçbir rahatsızlık vermez. Ayla’nın dramı, Dilbirliği’nin adanmışlığı öyle etkileyicidir ki filme ruhunu veren politik propaganda hissedilmemektedir. “Batı ittifakı içerisindeki Türkiye”, dünyaya “adâlet” ve “barış” dağıtmaktadır. “Yurtta sulh”un ötesine geçerek sözde “dünyâda sulh”ün seferberliğidir karşımızdaki. Ayla, Amerika’nın sınırlarının hâlâ Kars’tan başladığını düşünenleri ziyâdesiyle sevindiren bir yapım olmuş olmalı. Bu yönüyle Ayla, self oryantalizmin Türk sinemasındaki nâdide örneklerinden biri olarak yerini alacaktır.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. HAZIRKITA'nın genel yayın yönetmenliği görevini yürütüyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz