28 Şubat’tan 15 Temmuz’a: Yeni Bir Devlet Perspektifi 33

28 Şubat’tan 15 Temmuz’a: Yeni Bir Devlet Perspektifi

 

Adnan Tanrıverdi 1966 yılında Kara Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra subaylıktan Piyâde Tümen Komutanlığına, İstihbârat Şûbe Müdürlüğü ve Kurmay Başkan Vekilliğinden Askerî Yüksek İdâre Mahkemesi üyeliklerine kadar uzanan geniş bir yelpâzede önemli görevler ifâ etmiş bir isim. 1996 târihinde kadrosuzluktan emekliye sevk edildikten sonra da değişik sivil toplum kuruluşlarının kuruculuğunu ve yöneticiliğini üstlenerek “kendine biçtiği misyon” doğrultusunda çalışmalarını sürdürmüş. “28 Şubat’tan 15 Temmuz’a – Türkiye’nin Son 20 Yılına Dair Siyasi Notlar” kitabını Adnan Tanrıverdi’nin gerek ordu içerisindeki görevleri gerekse emekliliği döneminde yürüttüğü STK faaliyetleri süresince edindiği tecrübelerin, ettiği şâhitliklerin bir toplamı olarak görebiliriz.

Tanrıverdi’nin şâhitliği birçok bakımdan önem arz ediyor. Çünkü Türkiye’nin sorunlarını târihî bir derinlik ve neşvünemâ buldukları sosyal bağlam içerisinde değerlendirdiğini görüyoruz. Kitap kimi zaman bir siyâsî târih yazıcılığının gerektirdiği dikkatle kronolojik bir okumaya kimi zaman da 28 Şubat’tan günümüze güncel olandan kalkarak Türkiye’nin yapısal birtakım sorunlarına dâir çözümlemelere kapı aralıyor. Cumhuriyet Türkiye’sinin tabularının sorgulandığı, devlet kurumlarının yapılarının ve bürokrasisinin tartışmaya açıldığı kitapta yazar geçmişin dikkate değer bir okumasını yapmakla kalmıyor. Kitap aynı zamanda devlet aklının, Türkiye’nin târihsel ve kültürel havzalarının birikimi göz önünde bulundurularak ulus-devlet vizyonunu aşan bir ufuk ile harekete geçmesi yönünde önemli bir teklifi içeriyor. Tanrıverdi, bu “teklif”i teorik bir inceleme çerçevesinden değil doğrudan Türkiye’nin ve bu coğrafyanın insanının gerçeklerinden yola çıkarak yapıyor.

Yazar evvelâ “Cumhuriyet Tarihimizdeki Önemli Olaylar ve Cumhuriyet Dönemi Darbeler Tarihi” bölümünde 1918’den bugüne kadar geçen sürenin kırılma noktalarını târihî seyri içerisinde okurun dikkatine sunuyor. Bu bölümde Cumhuriyet’in nasıl bir temel üzerine inşâ edildiğini, tek partinin ideolojisinde ve emri doğrultusunda halka rağmen asker-sivil bir inkılâpçı kadronun nasıl şekillendiğini okuyoruz. Bu dönemde temelleri atılan bürokrasinin ve sonrasında yazarın tâbiriyle “darbelerin babası” 60 İhtilâli’nin TSK’da gerçekleştirdiği tasfiyelerle birlikte ordunun neredeyse bütünüyle darbecilerden ibâret bir yapıya dönüştürüldüğüne dikkat çekiliyor. Bu yapının milletin irâdesi üzerinde karabasan misâli nasıl bir tahakküm kurduğu; 1960 İhtilâli’nin genç subaylarının 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat Darbelerinden 15 Temmuz’a uzanan süreçte nasıl bir rol oynadıkları inceleniyor. Aynı bağlamda FETÖ’yü ortaya çıkaran sosyo-politik zemine ve söz konusu terör yapılanmasının dünya ölçeğinde ne tür bir istihbârat ağı içerisinde hareket ettiğine dâir önemli tespitler de çalışmada önemli bir yer tutuyor.

Kitap, genel mâhiyetteki değerlendirmelerin yer aldığı bu girişten sonra “İç Politika” ve “Dış Politika” başlıkları altında ikiye ayrılıyor. “İç Politika” bölümünde yakın geçmişte meydana gelen olaylar ışığında ve gazete kupürleri eşliğinde Türkiye’de iktidar olmanın imkân ve sınırları, sivil ve asker bürokrasinin otoriter yapısı farklı yazılarda ele alınıyor. Milli Güvenlik Kurulu, Yüksek Askeri Şura gibi mûtad toplantılarda alınan kararların millî irâdeyi gölgede bırakacak şekilde işlev görmesinin yol açtığı sorunlar da bu bölümde önemli bir yer tutuyor. Ocak 1997’de ilgili makamlara yazılmış “Şûra Üyelerine Mektup: Bu Kıyımı Durdurun” başlıklı bir mektup var ki gerek dönemin rûhunu gerekse Türkiye’nin kronik sorunlarını anlamada bir manifesto gibi okunabilir.

“Dış Politika” bölümü de Türkiye ekseninde bölge ve dünya siyâsetinin tahlilini içeren metinlerden oluşuyor. “İç Politika” bölümünde olduğu gibi burada da gazete kupürleri değerlendirmelere eşlik ediyor. Amerika, İsrail başta olmak üzere dünya siyâsetindeki hâkim güçlerin stratejileri ve Türkiye’nin konumu da bu bölümün temel meseleleri arasında yer alıyor.

Tanrıverdi, meseleleri kendi tekilliklerin ötesinde mevcut sistem içerisindeki yerlerini gözeterek ele alıyor. Ferdî mağduriyetlerin kaldırılmasına ve adâletin tesisine geçit vermeyen sistemin ârızalarını tespit ve tahlil ediyor.

Kitapta Türkiye’de adâletin tesisi ve huzûrun temininin millî irâdenin devletin bütün kurumları üzerinde otorite tesis etmesiyle mümkün olabileceği öncülünden yola çıkılıyor. Metnin satır aralarında “Atatürkçülük”, “laiklik” vb. ideolojik okumalarla devlet kurumlarını milletin inancı ve gelenekleri aleyhine şartlarından yaklaşımın Türkiye’ye kaybettirdiklerini ve Türkiye’nin kendi târihi birikiminden hareketle adımlar atılmadığı takdirde bu durumun daha neler kaybettirebileceğini görme imkânı buluyoruz. Yazar, İslâm coğrafyasında ise huzurun İslâm ülkelerinin “bir irâde” altında toplanmaları ile sağlanabileceğini öne sürüyor ve bunun gerçekleşme ihtimâlini sorguluyor. İslâm coğrafyasına barış ve huzur getirmediği gibi ihtilâfların, çatışmaların ve iç savaşların asıl sebebi hâline gelen AVRASYA ve Kuzey Atlantik ittifaklarının hâricinde bir tercihte bulunmanın Türkiye için zarûret olduğunu belirtiyor. Tanrıverdi bu yolun özelde Türkiye genelde ise İslâm dünyâsının Asya-Afrika coğrafyası (“ASRİKA”) mihverinde yeni bir ittifaka girmesi ile açılabileceğinin altını çiziyor. Bu esaslı mihver değişimi teklifinin imkânlarını da kitapta bulabiliyoruz.

“28 Şubat’tan 15 Temmuz’a” bir bütün olarak, târihten özellikle de son yirmi yılda yaşanan gelişmelerden hareketle Türkiye’nin, bölgemizin ve dünya siyasetinin nasıl dönüştüğüne ilişkin göz ardı edilemeyecek değerlendirmeler içeriyor.

15 Ağustos 2016 târihinden îtibâren Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı görevini yürüten Adnan Tanrıverdi kitabında, kendi toprağına hükmetmeyi değil hizmet etmeyi ve insanını da terbiye etmeyi değil temsil kuvveti kazanacak şekilde inancı ve değerleriyle kabul etmeyi esas alan bir devlet perspektifi ortaya koyuyor. “28 Şubat’tan 15 Temmuz’a – Türkiye’nin Son 20 Yılına Dair Siyasi Notlar” bu perspektifi okura hünerle sunması bakımından dikkatle okunması gereken bir kitap hüviyetini taşıyor.

Hasan Hüseyin Çağıran

27 Aralık 1992’de, İzmir’de doğdu. İlk ve ortaokul eğitimini (Doğanhisar) Cumhuriyet İlkokulu’nda, lise eğitimini (Konya) Özel İsmail Kaya Lisesi’nde, üniversite eğitimini Gazi Üniversitesi’nde aldı. 2014’te Kamu Yönetimi bölümünden mezun oldu. Metin yazarlığı ve editörlük yapıyor. İlk kitabı Kanımız Yerde Kaldı 2018’de yayımlandı.

Bir Cevap Yaz